Halkın Kurtuluş Partisi olarak 15 Haziran Pazar günü yaptığımız 6. Olağan Genel Kurulda, Merkezi Kadın Çocuk Komitesi adına yapılan konuşmanın metnini yayınlıyoruz.

16.06.2025
138

Merkezi Kadın Çocuk Komitesi adına Prof. Dr. Özler Çakır’ın konuşması

 

Sevgi ve Saygıdeğer Yoldaşlarım, Konuklarımız,

Sizleri Merkezi Kadın Çocuk Komitemiz adına, bu görevin onuru ve devrimci coşkusuyla selamlıyorum.

Kurtuluş Partili kadınlar olarak, 2025 Türkiye’sinde, Ölümsüz Önder Che’nin deyişiyle, “İnsan Soyunun Başdüşmanı ABD Emperyalist Haydudunun” BOP Çerçevesinde Ortadoğuyu kan gölüne çevirdiği, Yugoslavya, Irak, Libya, Suriye ve bu hafta yaşadığımız gibi İran, ondan sonra da sıra sende Türkiye dediği ve ülkemize Yeni Sevr’in dayatıldığı şu kara günlerde,  Partimizin İlk Genel Başkanı, Hikmet Kıvılcımlı Usta’mızın düşünce kızları olarak, ideolojik ve pratik önderliğiyle,   önümüzü pırıl pırıl aydınlatan Genel Başkanımız Nurullah Efe’nin yoldaşları İkinci Kurtuluş Savaşçısı Kadınlar  olarak, devrimci umudumuzdan ve inancımızdan milim sapmadan, tüm kararlılığımızla mücadeleyi sürdürüyoruz erkek yoldaşlarımızla birlikte, omuz omuza.

Ve bizler, insanlığın yarısı olan kadınlar, verdiğimiz insanlığın kurtuluş mücadelesinin eninde sonunda zafere ulaşacağından adımız gibi eminiz.

Eminiz çünkü 101 yıl önce bu topraklarda, Mustafa Kemal ve Silah Arkadaşları’nın önderliğinde bir destan, Antiemperyalist Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşı destanını yazdı Anadolu’nun mazlum halkları. Ve bu destanın kahramanlarının yarısı, insanlığın da yarısı olan Kadınlardı!

Osmanlı Derebeyliğinin egemenleri olan Tefeci-Bezirgân Sermayenin sömürü düzeninin ideolojisi Muaviye-Yezid dinciliğinin sultası altında yok sayılan, hiç sayılan, köleleştirilen, her gün, her saat şeytanlaştırılıp taşa tutulan, bedeni ve ruhu onmaz acılarla kan revan içinde bırakılan, ama Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı’nın tanımladığı gibi “bütün yasak edilmiş güçler gibi, yeraltında, gizli, sağır, derinden derine işleyen bir güç” olan cesur Anadolu kadınlarıydı.

Anadolu kadınının yüreğindeki bu özgürlük, bağımsızlık aşkı, yiğitliği ve onuru, kadın atalarından mirastı onlara. İnsanlığın sömürüsüz, eşit, kan kardeşler olarak yaşadığı Kadıncıl düzenin Ana Tanrıçalarından, Kibele’lerden, bu toprakların Alp Kadınları Tomris Hatun’lardan mirastı onlara. Çanakkale Savaşı’ndaki keskin nişancı Türk kadınlarının, ruhlarının, benliklerinin en derinlerinde hep saklı olan bu miras, vatanlarını işgal eden emperyalist çakallara karşı alev alev yanan başkaldırı ateşi oldu.

Önce, “Çanakkale Geçilmez!” dediler.  Avustralya ve Yeni Zelanda arşivlerinde yer alan asker mektuplarında anlatılan “Keskin nişancı Türk kadın savaşçıları” oldular:

Ve ardından tüm cephelerde Emperyalist Yedi Düvele ve onların yerli işbirlikçilerine karşı, hiç tereddütsüz bedenlerini siper eden Kuvayimilliyeci Kara Fatma’lar, Nezahat Onbaşı’lar, Tayyar Rahmiye’ler, Şerife Bacı’lar, Gördesli Makbule’ler ve daha niceleri oldular…

Antiemperyalist Birinci Kurtuluş Savaşı’mız sonucunda, Osmanlı Derebeyliğinin yıkılarak, yerine kurulan Laik Cumhuriyet, toplum açısından ileri bir adımdı.

O nedenle, Cumhuriyetin ilk yıllarında, Cumhuriyet devrimcileri, devrimin itkisi ile özellikle de kadınlarımıza çok önemli kazanımlar getirecek olan ileri hamleler yaptılar.

Ama Laik Cumhuriyet de sınıflı bir toplum oldu. Bu nedenle, Devrim Yasalarıyla, Medeni Kanun ile kadınlarımız bir yandan   önemli haklar elde ederlerken, kurulan düzen kapitalist düzen olduğu için, işçi-emekçi kadınlar olarak kaçınılmazca çifte sömürüye uğramaya devam ettiler. Bir yandan Parababaları tarafından sömürülürken, bir yandan da süregelen erkek egemen toplumda ezilen cinsiyet oldular.

İşte bu nedenle, bu süreçte de en çok acılar çeken, zulme ve baskılara uğrayan, işçi emekçi kadınlarımız oldu. Ve işte tam da bu nedenlerle, sömürüye başkaldıran, örgütlü mücadeleye kararlıca en ön saflarda katılan, yine insanlığın yarısı olan devrimci kadınlar oldular.

Onlar, Gerçek TKP’nin, Partimizin şanlı mücadele tarihinde yer alan kahraman kadınlarımızdı.

İşte Münire Kıvılcımlı Anne’miz! Yokluk, yoksulluk, acılar içinde yaşamış, işçi bir anne! Yaşamını, kendisini insanlığın kurtuluş davasına adayan oğlu Hikmet Kıvılcımlı’nın insani ve siyasi yaşamıyla birleştirmiş; her zaman onun yanında, dava yoldaşı olmuş bir anne!

Ve bugün yalnızca bedence aramızda olmayan ama halkların kurtuluş davasına olan inançları, kararlılıkları, sımsıcak yoldaş solukları ile hep yanımızda olan Kurtuluş Partili Kadınlarımız!

Adlı, adsız nice kahraman kadınlarımız vardır 1920’lerden bu yana hiç kesintiye uğramadan mücadelesini sürdüren şanlı Parti tarihimizde!

O Kadınlar, insanın insanı sömürdüğü bu hayasız, bu acımasız, bu aşağılık Parababaları düzenine karşı mücadeleyi, canları pahasına hiç elden bırakmadılar.

Nasıl bıraksınlardı ki? Bu mümkün müydü?

Bu ülkenin gerçek devrimcileri, gerçek vatanseverleri, gerçek halkseverleri olarak, özellikle de 1950’lerden sonra Ülkemizin yeniden ABD-AB Emperyalist çakallarının ellerine teslim edilerek yarısömürge haline getirilmesine, kadınlarımızın halihazırda çektiği acılara yenilerinin eklenmesine isyan etmemeleri mümkün müydü?

ABD Emperyalistlerinin “Ilımlı İslam”, “Yeşil Kuşak” projelerinin gereği olarak iktidara getirilen satılmış işbirlikçiler eliyle Laik Cumhuriyet’in kazanımlarının kerte kerte yok edilmesine izin vermeleri mümkün müydü?

Bugün O kahraman, O yiğit kadınların tam bağımsızlık bayrağını taşıyan biz Kurtuluş Partili Kadınlar için, ABD Emperyalistlerinin hain “Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)”un Türkiye ayağı olan Yeni Sevr ile ülkemize “Sıra Sende Türkiye” dendiği şu kara günlerde, devraldığımız mirasa yaraşır biçimde, tüm cesaretimiz, inancımız ve kararlılığımızla en ön saflarda mücadeleyi sürdürmemek mümkün mü?

Emperyalist çakalların hain amaçları doğrultusunda 23 yıl önce iktidara getirdikleri vatan satıcı AKP’giller’in, sınıf karakterleri gereği kadın düşmanı olan bu Muaviye-Yezid, CIA-Pentagon-Washington dincilerinin; bizleri 1400 yıl öncesinin Medine Köleci Toplum Düzeni’ne götürmek isteyenlerin, kadını üretim sürecinden kopararak, bir köle, alınıp-satılır cinsel bir meta olarak görenlerin, halkımızı, kadınlarımızı hilafet naraları atarak Şeriatın, Ortaçağcı gericiliğin karanlık dehlizlerine sürüklemelerine her ne pahasına olursa olsun karşı koymamamız mümkün mü?

BOP’un bir ayağı olarak ülkemizin emekçi halkımız bakımından ekonomik olarak çökertildiği, başta İşçi Sınıfımız olmak üzere cefakâr, çilekeş halkımız, emeklilerimiz, gençlerimiz, esnafımız, köylümüz ve kadınlarımızın İşsizlik, Pahalılık, Zam, Zulüm, Yoksulluk ve Yoksunluk cehenneminde kavrulduğu, ocakları yanmayan ailelerde onmaz acıları en çok da kadınlarımızın çektiği, bebelerini doyurmak için pazar artıklarından yiyecek topladığı, yavrularımızın okulda açlıktan bayıldığı bu zulüm düzeninde var gücümüzle tam bağımsızlık mücadelemize sarılmamak mümkün mü?

Ciğerparelerimiz, koklamaya kıyamadıklarımız, canımız çocuklarımız Ortaçağcı gericiliğin, tarikat ve cemaat evlerinin kör kuyularında yitip giderken, kızlarımızın ömürleri din derebeyliklerinde talan edilirken, çocuk yaşta evlendirilerek canlı cenazelere çevirilirken Laik, Demokratik, Bilimsel bir Eğitim ve güvenli bir gelecekten yoksun bırakılarak, zihin hasarına uğratılıp, beyinleri yakılırken, Yüzyılın Felâketi, din bezirgânı AKP’giller iktidarına karşı mücadele etmemek mümkün mü?

23 yıldır pompaladıkları kadın düşmanlığı ile ülkeyi oluk oluk kadın kanı akan kadın salhanesine dönüştüren, nice bebeleri, yavruları ana kokusuz bırakan, kadın cinayetlerini kendi hukuk bürolarına dönüştürdükleri yargıda aklayan bu en halk düşmanı iktidara karşı 8 Mart’larda Laiklik Kadının Özgürlüğüdür, Özgürlüğünden Asla Vazgeçme şiarını haykırarak alanlara çıkmamak mümkün mü?

Kadının Kurtuluşu İşçi Sınıfının Kurtuluşundan Bağımsız Değildir, “KADIN İnsanlığa Geçiş Tarih Sosyalizm, Türban Konusu ve İşin Aslı Örtünme, Kadına Bakış Bağlamında Mekke ve Medine İslam’ı, Ömürleri Talan Edilen Kız Çocukları. Bu kitaplar, biz Kurtuluş Partili kadınlar ve erkekler için teorik bir hazine.

Genel Başkanımız, Gerçek İnsan, Gerçek Devrimci, Nurullah Efe Ankut’un bu mücadelemizde yolumuza aydınlatan önderliğiyle, yazdığı onlarca makale dışında, Kadın Sorununu bilimsel sosyalizmin ışığında tarihsel olarak netçe ortaya koyup, gerçek anlamda çözüme kavuşturduğu kitapları,  İslamiyeti ve Türban meselesini Marksist-Leninist bakış açısıyla, sınıfsal temelleriyle, çok açık ve çarpıcı biçimde ortaya koyan ilk ve tek eser olan ve bu anlamda da Marksist alan yazınına katkı sunan kitaplarıyla mücadele yolumuz dupduru ortaya konmuşken, teorimizin sağladığı özgüvenle, bu mücadeleyi en kararlı biçimde yürütmemek mümkün mü?

En sağından en solcu görünenine kadar, ABD Emperyalistlerinin Büyük Ortadoğu Projesi’nin yerli enstrümanları olan hainler eliyle;

Yani Taliban ile bir anlayış farkı bulunmadığını açıkça söyleyen, en dinciyi oynayan kukla iktidar AKP’giller eliyle;

Muhalefette ise milliyetçiliği oynayan, sosyal demokratlığı oynayan, solculuğu oynayan ama “Katil ABD Ortadoğu’dan ve Ülkemizden Defol”, “NATO’ya Hayır” diyemeyenler eliyle;

Hangi rolü oynuyor olurlarsa olsunlar, Amerikancılık ortak paydasında buluşan yerli satılmışlar cephesi eliyle;

Kısacası Emperyalizm Cephesi eliyle, en çok kadınlarımız için bir savunma kalesi olan Laik Cumhuriyet’in çökertilip, adım adım Ortaçağcı Faşist Din Devletinin inşa edilmesine karşı “Şeriat Ortaçağdır”, “Laiklik Kadının Özgürlüğüdür” haykırışlarıyla, bedenimizi siper etmemek mümkün mü?

Elbette mümkün değil!

Bu topraklarda bir destan daha, İkinci Kurtuluş Savaşı Destanı yazılacak. Ve bu destanın kahramanlarının yarısı, tıpkı Birinci Kurtuluş Savaşı’mızda olduğu gibi insanlığın yarısı olan;

1 Mayıs’larda “Taksim İşçi Sınıfının Vatanıdır” diyerek, Taksim mücadelesinden asla vazgeçmeyen,

Tüm kararlılıklarıyla devrimci sınıf sendikacılığının önderleri olarak işgaller, direnişler örgütleyen;

Şanlı Gezi İsyanı’mızda “Örgütlü Halk Yenilmez” inancıyla, polis barikatlarına, tomalarına, gaz bombalarına en ön saflarda göğüs geren,

“Kadının Kurtuluşu İşçi Sınıfının Kurtuluşundan Bağımsız Değildir” şiarı ile Antiemperyalizm Cephesinde, İkinci Kurtuluş Bayrağını ellerinden hiç bırakmadan mücadele eden Kadınlar olacak.

Bizler, biliyoruz ve inanıyoruz ki, içinde tam bağımsızlık ateşi yanan işçi-köylü-aydın kadın kardeşlerimiz de asla elimizden bırakmadığımız kurtuluş bayrağımız altında örgütlenip, ordulaşacak.

Ve o destanda, Laik, Devrimci, Demokratik Halk İktidarının Sosyal Kurtuluş ile taçlanan zaferi yazacak.

O zaferin sonucunda Laik, Demokratik, Devrimci Halk İktidarının hiç yıkılmayacak sağlam kalesi kurulacak!

Ve sosyal kurtuluş ile taçlanacak o yıkılmaz kalenin burçlarına, kadınlarımızın kurtuluş bayrağı biz İkinci Kurtuluş Savaşçısı Kadınlar tarafından gururla, onurla dikilecek.

Ve o özgürlük bayrağı, insanlık var oldukça dalgalanacak!

15 Haziran 2025

 

 

 

 

 

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.