Rosa Luxemburg Ölümsüzdür
“VARDIM, VARIM, VAR OLACAĞIM!”
Burada Rosa Luxemburg gömülü
Polonyalı bir Yahudi kadın
Alman işçilerinin öncü savaşçısı
Alman sömürücülerinin emriyle öldürüldü
Ezilenler, gömün ayrılıklarınızı!
Bertholt Brecht
Alman işçi sınıfının önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht, bundan tam 105 yıl önce, 15 Ocak 1919’da Alman parababaları ve onların yerli işbirlikçisi sosyal demokratlar tarafından Berlin’de katledildi.
Dünya halkları parababalarının kar hırsı yüzünden Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı arefesindedir. Dünya işçi sınıfı ve emekçi halklar bu ‘vatan savunması’ maskeli savaşta ülkelerinin parababalarına destek vermeli mi vermemeli mi? Bu konu İkinci Enternasyonal partileri içinde de tartışılır. Lenin parababalarının çıkarları uğruna yapılan bu emperyalist savaşa ve proletaryanın, ülkelerindeki burjuvalarla işbirliğine karşı çıkar. Onunla aynı görüşte olan bir diğer grup daha vardır: Karl Liebknecht ve Rosa Luxemburg önderliğindeki Spartakistler.
Hatırlanacağı üzere sosyal demokrasi Avrupa genelinde bu emperyalist savaş öncesi savaş taraftarı bir tutum takınmış ve bu da pek çok ülkede olduğu gibi Almanya’da da keskin ayrışmalara neden olmuştu. Karl Liebknecht ve Rosa Luxemburg gibi isimlerin öncülüğündeki enternasyonalist devrimciler de Sosyal Demokrat Partiden (SPD) ayrılarak adını Roma’da zincirlerini kıran köle Spartaküs’ten alan Spartaküs Birliğini kurmuştu.
Savaştan yenik çıkan Almanya, 1918 güzünde ciddi ekonomik sorunlar ve siyasi belirsizlik içerisindeydi. Rusya’dan esen devrim dalgasının Almanya’yı da içine almaması için burjuvazi ve onun yerel iş birlikçileri her türlü saldırganlığı gösteriyordu. Pek çok kentte yönetimin asker-işçi konseylerine geçmesi, Alman burjuvazisinin korkulu rüyası olmuştu. Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı öncesinden işçi sınıfının ve emekçi halkın değil Alman sermayesinin çıkarlarını korumaya yemin eden SPD yöneticilerine ise Alman işçi sınıfı önderlerini ortadan kaldırma görevi verildi.
Birinci Emperyalist Savaşı bitiminde ateşkes ilanına rağmen Almanya’ya yönelik blokaj devam ediyordu. Gıda ve yakıt kıtlığıyla birlikte salgın hastalıklar halkı kırıp geçiriyordu. Cepheden dönen yüz binlerce asker ise işsiz, aç, psikolojik olarak dağılmış durumdaydı.
Bu süre zarfında devrimciler siyasi mücadeleyi sürdürürken burjuvazi, monarşi artıkları, muhafazakârlar ve Sosyal Demokrat Parti liderliği devrim korkusuna karşı paramiliter Freikorps’u örgütlüyordu. Eski askerlerin öncülüğündeki milliyetçi-muhafazakâr bu grup parababalarının azgın sömürüsü devam etsin diye, grevlere, protestolara karşı düzenin gayri resmi güçleri/piyonları olarak kullanıldı. Almanya’da esen devrimci rüzgâra karşı parababaları ve sosyal demokratlar bu en etkili silahı sıkça kullandı.
İşte Karl Liebknecht ve Rosa Luxemburg’un katlinde de aynı yöntem kullanıldı.
Bu iki işçi önderi Freikorps Komutanı Waldemar Pabst tarafından sorgulanıp işkenceye uğradılar ve katledildiler. Bir göl kenarında kafasına sıkılan tek kurşunla öldürülen Liebknecht, daha sonra “kimliği bilinmeyen ölü” sıfatıyla kent morguna bırakıldı. Liebknecht’in naaşı, tam 10 gün sonra (25 Ocak 1919) sokak savaşlarında öldürülen 31 yoldaşının yanına gömülecekti.
Liebknecht’in öldürüldüğü aynı gün Rosa Luxemburg’a da Moabit hapishanesine götürüleceği söylenmişti. Bu yalanın amacı onu Eden otelinin dışına çıkarmaktı. Rosa yol boyunca dipçik darbeleri altında çiğnendi ve bir süre sonra bilincini kaybetti. İnfazı gerçekleştirmekte sabırsız bir denizci teğmeni tarafından vurulan Rosa, Landwehr kanalına atıldı. Rosa’nın cesedi ise ancak 31 Mayıs tarihinde, 4 ay sonra, Freiarchenbrücke Köprüsü yakınında bulunabildi. Rosa’nın bedeni en yakın arkadaşlarından biri olan ve 1943’te Theresienstadt ölüm kampında Naziler tarafından öldürülecek olan Mathilde Jacob tarafından üzerindeki elbiselerinden ve boynuna asılı bir madalyondan teşhis edilir. “Kızıl Rosa”, 13 Haziran 1919’da on binlerce kişinin katıldığı cenaze töreni ile toprağa verildi.
Pabst, 1962’de Der Spiegel’e verdiği röportajda ve biyografisinde Noske ve Ebert’in infazları onayladığını söyledi.
Hükümet, Luxemburg ve Liebknecht’in ölümüne ilişkin de yalan söyledi. Liebknecht’in kaçarken vurulduğu, Luxemburg’un halk tarafından linç edildiği iddia edildi. Gerçek ortaya çıktıktan sonra Luxemburg’un katili Otto Runge, mayıs ayında 2 yıl hapse mahkûm edildi. Runge’ye, pek çok Freikorps üyesinin önemli görevlere geldiği Nazilerin iktidarı altında tazminat ödendi.
Görüldüğü üzere Birinci Emperyalist Dünya Savaşı, Avrupa’yı olduğu kadar Almanya’yı da kasıp kavurmuştu. Şüphe yok ki savaş Alman toplumuna ölümle birlikte açlık, yoksulluk, işsizlik, hastalık, yıkım ve bunalım getirmişti. Ne var ki 1914 ile 1918 arasında cereyan eden bu amansız emperyalist savaş, kendi bağrından iki büyük devrimin doğmasına da engel olamamıştı. Bu devrimlerden ilki Rusya’da gerçekleşen 1917 Ekim Devrimiydi. Bir yıl sonra gelen Alman devrimi ise Rus işçilerini selamlamıştı. Ne var ki Almanya’daki devrim, birincisinin zaferini tekrarlayamamış ve tökezlemeye başladığı anda vahşice boğazlanmıştı.
Ne yazık ki bu vahşice katliam süreci bize şunu da göstermiştir. Almanya’da devrimin bir işçi ve halk iktidarıyla taçlanmamış olmasında birçok neden sayılabilir. Fakat savaş boyunca Alman sosyal demokratlarının, kan emici Alman parababalarının “vatan savunması” maskeli savaş çığırtkanlıklarına kapılıp burjuvazinin ve Alman emperyalizminin yedeğine düşmeleri, işçi hareketinin bölünmesi devrimin yenilmesinde baş faktör olmuştu.
İsterseniz bu konuda son sözü Rosa Luxemburg’a bırakalım. Kendisi, ölümünden önce, 14 Ocak 1919’da Die Rote Fahne’de yayınlanan son yazısında devrime olan inancını şöyle dile getirmişti:
“Tarihi deneyler ve bilgi edindiğimiz, güç kazandığımız ve bize idealistlik aşılayan bu ‘yenilgiler’ olmasaydı, bugün nerelerde olurduk! Bugün, doğrudan doğruya proleter sınıf mücadelesinin en sonuncu kavgasının eşiğinde bulunurken, bu yenilgilere dayandığımızı söyleyebiliriz; bu yenilgilerin tekinden bile kaçınamazdık ve bunların her biri gücümüzün ve hedefimizdeki açıklığın bir parçasıdır. (…)
Önderlik işlemedi. Ama önderlik kitleler tarafından yeniden yaratılabilir ve yaratılmalıdır. Belirleyici unsur, kitlelerdir, bir kaya gibidir onlar, devrimin nihai zaferi onlara dayanarak kurulacaktır. Kitleler formundaydı; uluslararası sosyalizmin güç ve gurur kaynağı olan tarihi yenilgilerden biri haline getirdiler bu son ‘yenilgiyi’. Ve bu yenilginin gelecekteki zaferin tohumlarını taşımasının nedeni de budur. ·
‘Berlin’de düzen hüküm sürüyor!’ Sizi budala zaptiyeler! Kum üzerine kurulu sizin ‘düzeniniz’. Devrim daha yarın olmadan, ‘Zincir şakırtıları içinde yine doğrulacaktır!’ ve sizleri dehşet içinde bırakıp, trampet sesleri arasında şunu bildirecektir: Vardım, Varım, Var olacağım!”
15 Ocak 2024
Kurtuluş Partili Kadınlar