AKP’giller Reisi’nin İstanbul Sözleşmesi’nden Çekilmesinin Üzerinden 3 Yıl Geçti

AKP’giller Reisi’nin İstanbul Sözleşmesi’nden Çekilmesinin Üzerinden 3 Yıl Geçti

Kadın Katliamları Katmerlenerek Devam Ediyor

İstanbul Sözleşmesi Yetmez, Devrim Olmadan Kadın Sorunu Çözülmez!

Değerli Halkımız, Çilekeş, Vefakâr Kadınlarımız ve Kız Kardeşlerimiz!

Ülkemiz 22 yıldır ABD-AB Emperyalistlerinin halkımızın başına bela ettirdiği, Ortaçağcı gericiliğin siyasi plandaki temsilcisi AKP’giller eliyle tam bir cehenneme döndürülmüştür.

Lale Devri yaşayan bu Ortaçağcı gericiler bir yandan yarattıkları işsizlik, pahalılık, yoksulluk cehenneminde halkımızı cayır cayır yakarken bir yandan da halkımızın hem canını hem de ruhunu Arap toplumunun 1400 yıl önceki gelenek, görenek, örf ve adetleriyle cendere altına almaktadır.

Ama neden bu cendere?

Tabii ki halkımızın gözleri, yerli ve yabancı parababaları ve onların yerli uşağı AKP’giller’in vurgun, talan ve sömürüsünü görmesin diyedir.

Bu cendere ülkemizi hızla Ortaçağ’ın karanlıklarına götürmek içindir.

İşte uygulanan bu Ortaçağcı faşist süreçte de kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri, çocuk istismarları, tacizler, tecavüzler artıyor.

Bildiğiniz üzere Türkiye AKP’giller’in Reisinin talimatıyla 3 yıl önce resmi olarak 1 Temmuz 2021 itibarıyla tam adı “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi” olan ve ilk imzalayıcısı olmakla övündüğü İstanbul Sözleşmesi’nden bir gece kararnamesi ile hukuksuz bir şekilde çıkılmıştı.

Bu sözleşme özetçe fiziksel, cinsel, psikolojik şiddeti, cinsel tacizi, kadın sünnetini, zorla evlendirme ve kürtaja zorlamanın da dahil olduğu kadınlara karşı şiddetin suç kapsamına alınmasını içermekte, erkeklere ve çocuklara yönelik ev içi şiddetten de söz etmektedir. Biyolojik veya hukuki olarak ailevi bağ olup olmadığına bakılmaksızın ev içi şiddetin ve kadınlara yönelik her türlü şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadeleye ilişkin standartlar öngören ve Avrupa ülkelerini hukuki olarak bağlayan ilk belgedir.

İstanbul Sözleşmesi sınırlı da olsa, yetersiz de olsa birtakım burjuva demokratik ilkeler çerçevesinde sınırlı da kalsa, kadına ilişkin koruyucu ilkeler getiren, kadın beyanını esas alan, dolayısıyla kadını koruyucu bir sözleşmeydi. Kısacası bu sömürü düzeninde, bu ataerkil düzende kadına bir nebze de olsa nefes aldırıyordu.

Dolayısıyla imzalanan bu sözleşmenin ülkemizde kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesinde, suçluların cezalandırılmasında çok önemli bir etkisi olmuştur.

Peki kadın ve Laiklik düşmanı Otaçağcı Gericilik buna izin verir mi?

Tabii ki hayır. Hikmet Kıvılcımlı’ya kulak verelim: “Türkiye’de olanlar, belki Dünyanın hiçbir yerinde demeyelim isterseniz, ama pek az yerinde görülür. Halkı sömürüp ezen gerici sınıflar, ezip soydukları alt sınıfları her yerde aldatarak güderler. Ama hiçbir yerde bu aldatış, bizdeki kadar hep en utanmazca ve hayvanca gerekçelerle Kadın öne sürülerek yapılamaz.  Türkiye’de, alt sınıfların herhangi bağımsız bir düşünce ve davranışı daha ilk adımını almaya görsün… Gericiler o saat Kadının saçlarını ellerine dolayıp, halkın karşısına, daha doğrusu vicdanına, ruhuna kazık gibi dikilirler, çalışan insanımızın ruhça, maddece sömürülmekten kurtulmaya doğru yönelmeyi denemesini felce uğratmak için kadını zehir gibi kullanırlar. Sömürenler, Dünyanın hiçbir yerinde gericiliklerini mahkûm kadın sınıfının durumu ile maskeleyerek bizdeki kadar utanmazca ve hinoğluhince Kadın adlı ırz ve namus demagojisinden en namussuzca yararlanmayı beceremezler.” (Kadın Sosyal Sınıfımız)

İşte görüldüğü üzere tarihin en asalak ve en gerici sermaye sınıfı olan ve bin yıllardır din bezirgânlığı yaparak sömürü düzenlerini sürdüren Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfının iktidardaki temsilcisi AKP’giller’in yaptıkları kadın düşmanlığı ve kadına yönelik saldırıları sınıf karakterlerinin gereğidir.

Onlar biliyorlar ki İstanbul Sözleşmesi varsa; rahatça küçücük kız çocukları ile evlenemeyeceklerdi, gerici vakıflarda, tarikatlarda, Kur’an Kurslarında, derneklerde çocuklara rahatça tecavüz edemeyeceklerdi, kadınları istedikleri gibi dövemeyecek, taciz edemeyecek, öldüremeyeceklerdi, kadını mutfakla yatak odası arasında bir ev kölesi gibi kullanamayacaklardı.

İşte bu yüzden İstanbul Sözleşmesi’ni tek adam rejimi eliyle bir gecede feshettiler ve devamında kendi hukuk bürolarına dönüştürdükleri yargı da bu hukuksuzluğu onadı ve resmi olarak sözleşmeden çekilindi.

Kurtuluş Partili Kadınlar olarak buna sessiz kalamazdık. Türkiye’nin dört bir yanında bu hukuksuzluk ve kadın düşmanlığına karşı kadın-erkek birlikte alanlara indik ve süreçle ilgili halkımızı aydınlatmaya çalıştık.

 

AKP’giller’in hukuk bürolarına dönmüş yargısından bir şey ummuyorduk ama yine de hukuksal olarak mücadelemize devam ettik ve AKP’giller’in kadın ve Laiklik düşmanlığını Kadın Mücadelesi’nin tarihine not düştük.

– Çekilme kararı açıklanır açıklanmaz 22 Mart 2021 sabahı Danıştay’da Yürütmeyi Durdurma talepli iptal davasını ilk biz açtık.

– 3 Temmuz 2021 tarihinde İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme işleminin yürütmesinin durdurulması talebine ret oyu veren, AKP yönetimindeki İstanbul Büyükşehir Belediyesi döneminde Hukuk Müşavirliği yaparken Cumhurbaşkanlığı kararıyla Danıştay’a atanmış, tarafsızlığı şüpheli, objektif karar vermesi hayatın olağan akışına aykırı olan Hâkim Lütfiye Akbulut için reddi hâkim talebinde bulunduk.

– 25 Eylül 2021’de İstanbul Sözleşmesi’nin hukuksuz feshinin iptali için Danıştay’da açmış olduğumuz davada yürütmenin durdurulması talebimiz, reddi hakim talebinde bulunduğumuz AKP’giller’in Hâkiminin de oyuyla, oy çokluğuyla reddedildi.

– 27 Eylül 2021’de Danıştay’ın İstanbul Sözleşmesi’nin feshinin yürütmesinin durdurulmasını reddetmesini Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna taşıdık. “Dairenin yürütmeyi durdurma ret kararının kaldırılarak, yürütmenin durdurulması kararı verilmesini” talep ettik.

Ama sonuçta AKP’giller’in Hukuk Bürolarına Dönüşen Yargı, İstanbul Sözleşmesi’nden Çekilme kararını haklı bularak Ortaçağcı Faşist Din Devletine gidişin önünü daha da açmış oldu.

Her zamanki gibi bu hukuksuzluğu da ülkemizin dört bir yanında protesto ettik.

Hepinizin de takip ettiği üzere süreç kadınlarımız ve çocuklarımız için daha sancılı ve kanlı bir şekilde akmaya devam etmektedir. Kadınlarımız kocaları, erkek arkadaşları, erkek akrabaları tarafından her gün gökteki kuşlar misali birer birer avlanmaktadır.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre sözleşmeden çıkılmasından bu yana en az 963 kadın öldürülmüş. Artık günde 10 kadının öldürüldüğü günlerden geçiyoruz. Bu ne vahşet böyle?

Peki ama kadına şiddet, kadın cinayetleri, kadın ve çocuklara yönelik istismar olaylarının çözümü için İstanbul Sözleşmesi tek başına yeter mi?

Yetmez!

Yerli ve yabancı parababalarınca gerek dünyada gerekse ülkemizde Kadının Kurtuluşu olarak reçetelendirilen Feminizm Kadın Sorununu çözebilir mi? Hayır. Çünkü feminizm bir burjuva ideolojisi ve ideolojisini de erkek düşmanlığı üzerine kurar.

Şunu belirtelim ki, Kadın sorununun kökleri derindedir. Ülkemiz gibi Kapitalizmce geri bırakılmış ve Ortaçağcı Gericilerin hâkim olduğu ülkelerde daha da can yakıcıdır bu sorun. Bu nedenle İstanbul Sözleşmesi gibi reform niteliğindeki sözleşmeler, yasalar, kadınların bir nebze de olsa nefes alması için hayati öneme sahiptir.

Ülkemiz tarihsel olarak kadın haklarının gelişimi bakımından Mustafa Kemal önderliğinde verdiğimiz Antiemperyalist Birinci Kurtuluş Savaşı’mızın getirdiği Laiklik ilkesi sayesinde birçok Avrupa ülkesinden bile önde olmuştur.

Ancak bu bile kadının günümüzde çifte sömürüye uğramasına engel olamamaktadır. Kaldı ki yukarıda da ifade ettiğimiz gibi 22 yıldır iktidarda bulunan AKP’giller, kadına, kadın haklarına yönelik pervasızca saldırılarıyla Laik Cumhuriyet’in kadına verdiği hakları bir bir budamış, kadını ev kölesi haline getirecek politikalar uygulamıştır. Ortaçağcı ideolojileri gereği kadına yönelik saldırıları tüm hızıyla sürmektedir.

En son 9. Yargı Paketi ile bir kez daha kadınlara saldırarak AHİM ve AYM kararlarını hiçe sayarak kadınların evlenmeden önceki soyadlarını kullanmamaları için bir madde eklediler. Yine 6284 Sayılı Yasada yer alan “Tazyik Hapsine” itiraz yolunu açan maddeler ekleyerek kadınları her türlü saldırıya açık ve savunmasız hale getirerek evden dışarıya çıkamayan, çalışmayan bir ev kölesi yaratmaya çalışıyorlar.

Kadınların kurtuluşu işçi sınıfımızın kurtuluşundan bağımsız değildir. Bu nedenle asıl sorun, Ortaçağcı Gericiliği ve kapitalist sistemi, kadın-erkek İşçi Sınıfı’mız önderliğinde ortadan kaldırmaktır. Kadın sorununun gerçek çözümü budur!

Kadın-Erkek El Ele Kurtuluş Partisi’ne!

Laiklik Kadının Özgürlüğüdür!

İstanbul Sözleşmesi Yetmez, Devrim Olmadan Kadın Sorunu Çözülmez!

Şeriat Ortaçağ’dır!

3 Temmuz 2024

Kurtuluş Partili Kadınlar

 

 

 

 

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.