Bir Halkın İradesi: İran’da Emperyalizme Karşı Toplumsal Birlik ve Direniş

Konya’dan Genç Bir Yoldaşımızın Kaleminden İran

Bir Halkın İradesi: İran’da Emperyalizme Karşı Toplumsal Birlik ve Direniş

Tarihin belirli anları vardır; bu anlar yalnızca yaşanan olayları değil, bir halkın kolektif hafızasını, siyasal bilincini ve tarihsel duruşunu görünür kılar. Bugün İran’da yaşananlar, tam da böylesi keskin bir tarihsel eşiğe işaret etmektedir. Uzun süredir devam eden baskı ve kuşatma stratejileri, bugün somut ve yıkıcı bir saldırı biçimine dönüşmüş; bu tablo emperyalizmin tarihsel sürekliliğindeki güncel bir yansıması olarak karşımıza çıkmıştır.

Bu savaşın faili nettir: Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında İran’a yönelen saldırıların merkezinde ABD Emperyalizmi ve Siyonist İsrail yer almaktadır. Yıllardır ambargolarla, tehditlerle ve doğrudan askeri hamlelerle İran’ı kuşatmaya çalışan bu Emperyalist güçler, bugün açık bir saldırganlıkla bir halkın iradesini kırmaya çalışmaktadır. Bu yalnızca sıradan bir jeopolitik gerilim değil, bir ülkenin onurlu bağımsızlığına yönelmiş amansız bir sistemli müdahaledir; on yıllardır örülen baskı politikalarının ve Ortadoğu’yu yeniden şekillendirme arzusunun kaçınılmaz bir sonucudur. ABD’nin kendi kısa tarihine bakıldığında bu müdahaleci karakter açıkça görülür: Latin Amerika’dan Ortadoğu’ya, Asya’dan Afrika’ya kadar sayısız ülkede darbeler, işgaller ve yönetim değişikliği operasyonları bu politikanın sürekliğini kanıtlamaktadır.

Buna karşılık İran, binlerce yıllık köklü bir tarihe, derin bir devlet geleneğine ve güçlü bir toplumsal hafızaya sahiptir. Bu topraklar yalnızca bir coğrafya değil; medeniyetlerin, direnişlerin ve bağımsızlık mücadelelerinin sessiz tanıklarıdır. Bu sebeple bugün İran’a yönelen saldırı, güncel bir siyasi yapıya değil, doğrudan bu tarihsel sürekliliğe ve toplumsal birikime yapılmış bir saldırıdır. Son haftalardaki gelişmeler bu arka planı daha da belirginleşmiştir. Okullar, hastaneler, üniversiteler, mahalleler, altyapı ve enerji santralleri… Bir toplumun yaşam damarları doğrudan ve bilinçli bir şekilde hedef alınmaktadır. Minab’da katledilen çocuklar, bu saldırıların en acı ve en ağır göstergesidir. Bu Emperyalist savaş bugünü değil, bir halkın yarınını hedef almaktadır.

Saldırganlık ile savunma arasındaki fark burada çok açıktır. Başka coğrafyalara giderek müdahale etmek ile kendi topraklarında, kendi halkıyla birlikte varlığını koruma mücadelesi vermek asla aynı şey değildir. İran’ın bugün sergilediği tutum, bir genişleme veya tahakküm arayışı değil; doğrudan siyasi ve toplumsal bağımsızlığını ve egemenliğini koruma iradesidir. Bu uluslararası siyasetin en temel meşruiyet zeminidir.

Süreci belirleyen yalnızca devlet politikaları değildir. Dikkat çekici olan başka bir unsur daha vardır: İran halkının sergilediği kolektif tepki ve toplumsal mobilizasyon. Savaşın ilk gününden itibaren Tahran’dan Meşhed’e, İsfahan’dan Şiraz’a kadar geniş kitlelerin sokaklara çıkması, bu müdahaleye karşı örgütlü bir duruşun ifadesidir. Bu sıradan bir protestonun ötesinde; toplumun geniş kesimlerinin vatanları için kenetlendiğini gösteren bir tablodur.

Bu hareketliliğin en çarpıcı unsuru kadınların üstlendiği roldür. İranlı kadınlar bu süreçte direnişin en aktif ve belirleyici özneleri olarak sahne almaktadır. Sokaklarda en ön saflarda yer almaları, yalnızca bir katılım biçimi değil; siyasal ve toplumsal bir sahiplenmenin, bilinçli ve örgütlü bir irade beyanının göstergesidir. Bu durum, direnişin niteliğini derinleştiren ve ona en sarsılmaz temeli sağlayan en önemli dinamiktir.

İran’ın ortaya koyduğu bu tutum, salt bir savunma refleksiyle sınırlı kalmamaktadır. İran, yüksek bir direnç kapasitesi, örgütlenme kabiliyeti ve karşılık verebilme iradesi sergilemektedir. Bu durum, bir devletin askeri gücünün ötesinde, toplumun bütününe yayılan bir dayanıklılığa işaret eder. Söz konusu olan yalnızca bir ülkenin direnişi değil; bir toplumun bütüncül bir şekilde ayakta kalma ve varlığını sürdürme gücüdür. Bir halkın onurunu, özgürlüğünü, egemenliğini ve geleceğini koruma iradesinin somutlaşmış halidir. Bu sebeple sürecin nihai sonucuna dair değerlendirme yapılırken, sadece askeri dengeler değil, bu derin ve yıkılmaz toplumsal kararlılık da hesaba katılmalıdır.

Bu çerçevede yadsınamaz bir gerçek vardır: Emperyalist müdahalelere karşı bu ölçekte bir toplumsal birlik ve direnç sergileyen bir halkın iradesini kırmak mümkün değildir. İran halkının bütünlüklü duruşu, benzer baskılar altındaki tüm toplumlar için güçlü bir örnektir. Bu sebeple mücadelenin sonucuna dair beklenti, körü körüne bir temenni değil; tarihsel deneyimlerle desteklenen bir öngörüdür: Emperyalist müdahale başarısızlığa uğrayacak, İran halkı ise kendi kaderini belirleme hakkını koruyarak bu süreçten güçlenerek çıkacaktır.

Konya’dan  Bir Yoldaş

01.04.2026

 

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.