Büyük Halk Ayaklanmamız Gezi Direnişi, 13’üncü Yılında Mücadelemizde Sürüyor!

Büyük Halk Ayaklanmamız Gezi Direnişi, 13’üncü Yılında Mücadelemizde Sürüyor!

Kimi “mesele bir kaç ağaç” dedi, kimi “hükümete darbe girişimi” dedi.
Aslında meselenin kökü derinlerdeydi. Yıllardır süren Ortaçağcı gerici AKP iktidarına karşı Halkın isyanıydı Gezi Direnişi.
Öyle bir Direnişti ki Gezi Parkında AKP’giller’in; 31 Mart gerici isyanının karargâhı olan Topçu Kışlası’nın yeniden inşası girişimlerine karşı başlayan mücadele bir anda tüm ülkeyi sardı.
Kadını, erkeği, genci ile milyonlar ayaklandı, günlerce gaz bombası, biber gazı, plastik mermi demeden; ölümlere, yaralanmalara, gözaltılara aldırmadan direndi.
Gezi eylemleri sürecinde iktidara karşı mücadele ederken katledilen, gencecik 8 insanımız Ethem Sarısülük, Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert, Medeni Yıldırım, Ali İsmail Korkmaz, Hasan Ferit Gedik, Ahmet Atakan ve Berkin Elvan (daha 14 yaşında bir çocuktu) Gezi Direnişi Şehitleri olarak tarihe geçtiler. 8 kişi doğrudan polis tarafından veya AKP’giller’in anlayışına sahip katiller tarafından katledilen insanlarımızdır. Ancak ismini sayamadığımız nice insanımız yaralandı.
Peki çoğunluğu 80 sonrası apolitik olarak nitelendirilen gençlerden oluşan bu direnişçileri canlarını hiçe sayarak meydanlara döken neydi?
Hani Halk şairi Hasan Hüseyin Korkmazgil diyor ya:
“Elbet bir bildiği var bu çocukların
Kolay değil öyle genç ölmek
Yeşil bir yaprak gibi yüreği
Koparıp ateşe atmak
Pek öyle kolay değil…”
Evet bir bildiği vardı bu çocukların:
Kanal İstanbul Projesi ile planladıkları gibi İstanbul’un ve doğa harikası şehirlerimizi talan edip her yanını beton yığınına çevirmişlerdi.
Herşeyi satıyorlardı. Onlar için her şey satılıktı. Kuvayı Milliye yadigarı bütün kamu mallarını 1 yıllık kârları bedeline satmışlardı, hatta sata sata bitirememişlerdi.
Halk açlık sınırında yaşarken “asgari ücret yüksek” diyor, sendikaları, meslek odalarını işlevsizleştiriyor; bölüyorlardı.
Daha o yılki 1 Mayıs’ta “inşaat var” bahanesi ile İşçi Sınıfının Taksim’e çıkmasına şiddet kullanarak engel olmuşlar, sonuçta yüzlerce yaralı ve gözaltı olmuştu. Tabii ki korkuyorlardı İşçi Sınıfından, emekçi halkımızdan. Bir yıl önce yüzbinlerin Taksim’e akarak 1 Mayıs kutlaması gözlerini korkutmuştu…
Laik Cumhuriyet’imizin kurucuları Mustafa Kemal ve İsmet İnönü’ye “2 ayyaş” deyip insanların özel yaşamlarına müdahale ediyorlardı.
Üniversiteleri bilim yuvaları olmaktan çıkarmaya çalışıyor, değiştirip durdukları sistemlerle lise ve üniversite sınavlarına hazırlanan gençlerimizin psikolojilerini bozuyor, sınav sorularının çalınmasına göz yumup, atama sözü verdikleri öğretmenleri görmezden geliyorlardı.
İşte bildikleri bunlardı bu çocukların…
Başka bildikleri de vardı elbette:
AKP’giller’in, Amerikan-CIA-Yezid İslamını savunduklarını, AB-D Emperyalistlerinin Yeni Sevr politikalarını hayata geçirmek ve Ortaçağcı gerici ideolojilerini hâkim kılmak için ülkenin bütün ulusal değerlerini yok etmek istediklerini, Antiemperyalist Birinci Kurtuluş Savaşı’nın bütün kazanımlarını ve Önderi Mustafa Kemal’in izini tozunu yok etmek istediklerini gördüler.
Bu gidişe dur diyen, karşı çıkan yurtsever askerleri, gazetecileri, aydınları kendi hukuk bürolarına dönüştürdükleri yargı yoluyla uydurma davalarla Silivri zindanlarına tıktıklarını gördüler.
Ve devleti dini dogmalara göre yönetmek istediklerini gördüler. Bunun için en çok da kadını öne sürdüklerini gördüler.
Sorgulayan, bilinçli kadınlarımız açıkça adım adım şeriata giden yolun döşendiğini görüyorlardı. Bu gerici düzenin kadına ancak erkeğin ev kölesi misyonunu biçtiğini, kadını yatak odası ile mutfak arasına sıkıştırıp kölesi yapmak istediğini gün gün fark ediyordu. Kadının çalışması nedeniyle işsizliğin arttığını her gün höykürüyordu bu Ortaçağcı gerici güçler. Kadının gülmesi, hamile halde sokağa çıkması ve kaç çocuk yapacağı gibi her konuya müdahil olunuyor, dinci fetvalar ardı sıra geliyordu. Hem iktidardaki gericiler hem de onların işbirlikçisi diğer kara güçler tarafından.
İşte tüm bu nedenlerle ayaklandı halk. Tamamen barışçıl, polisin orantısız güç kullanmasına orantısız bir zekâ kullanarak esprili bir dille direniyordu insanlarımız. Gençliğimizin Jöntürklük geleneği bir kez daha ortaya çıkmıştı. Kolay değildi o geleneği yıkmak.
HKP’li Kadınlar olarak Gezi Direnişimizi 13’üncü yıldönümününde selamlarken insanı sürü hayvanı yerine koyan bu düzenin elbet son bulacağına olan inancımızla mücadelemize devam ediyoruz.
Elbet bu düzene son vereceğiz.
Ama bu sefer tüm sömürgenleri tamamen defedeceğiz ülkemizden ve insana, kadına, çocuğa doğaya, hayvana, tüm evrene gerçek değerini veren düzenimizi, Sosyalizmi kuracağız!

Bu Daha Başlangıç Mücadeleye Devam!

Halkız, Haklıyız, Kazanacağız!

Yaşasın Laik Cumhuriyet!

31 Mayıs 2026

HKP Kadın Çocuk Komitesi

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.