Kurtuluş Partili Kadınlar seçim sürecini ve sonrası mücadeleyi değerlendiriyor
Kurtuluş Partili Kadınlar seçim sürecini ve sonrası mücadeleyi değerlendiriyor
14-28 Mayıs seçimlerinin ardından, Meclisin üçte ikisi Ortaçağcı gericilerden derleşik duruma gelmiştir. Halkı Allah ile aldatan şeriat özlemcisi, Laik Cumhuriyet düşmanları, tüm güçleriyle kadına saldırmaya, kadını toplumsal hayattan silmeye, yok etmeye çalışmakta, hedefledikleri Ortaçağcı Faşist Din Devleti’nin inşası için hız kesmeden kadın düşmanlığına devam etmektedirler.
HKP Merkezi Kadın Çocuk Komitesi olarak, seçim sürecinde haykırdığımız “Farklı Olan Yalnız Biziz” temel sloganımızı ve bundan sonraki mücadelede de “Farklı Olanın Yalnız Biz Olacağımızı” vurguladığımız, emekçi kadınlarımızı Partimiz çatısı altında örgütlenmeye çağırdığımız “Kurtuluş Partili Kadınlar Seçim Sürecini ve Sonrası Mücadeleyi Değerlendiriyor” konulu etkinliğimizi 10 Haziran 2023 tarihinde Google Meet üzerinden gerçekleştirmiştik. Kurtuluş Partili Kadınlar olarak bu paylaşım dizimizde, söz konusu toplantıda yapılan konuşmaların tam metinlerini, konuşmaların yapılış sırasına göre yayımlıyoruz.
HKP Merkezi Kadın Çocuk Komitesi Üyesi Sema Kopal Yoldaş’ın yönlendirici olarak yaptığı açış konuşması:
Değerli arkadaşlar, hepiniz hoş geldiniz. Öncelikle kendimi tanıtayım, ben Sema Kopal, HKP Merkezi Kadın Çocuk Komitesi üyesiyim.
Merkezi Kadın Çocuk Komitemizin “HKP’li Kadınlar Seçim Sonrası Süreci, Mücadeleyi Değerlendiriyor”, konulu seminerine hoş geldiniz.
Bildiğiniz gibi, son çalışmamızda HKP Kadın Milletvekili Adaylarını konuk etmiştik. Neden HKP’den milletvekili adayı olduklarını anlattıkları bir Twitter Sohbet etkinliği yapmıştık.
Şu anda seçimi geride bırakmış bulunuyoruz. Seçim sonuçları, Genel Başkanımız Sayın Nurullah Efe Ankut’un seçim öncesi yaptığı değerlendirmelerin ne kadar haklı olduğunu ortaya çıkardı.
Ne demişti Genel Başkanımız Kılıçdaroğlu’na?
“Aday olma, Tayyip’i birkaç seçimde birden yenilgiye uğratan İmamoğlu’nu aday göster. Aksi takdirde bu Ortaçağcı AKP’giller’e bir seçim daha armağan etmiş olursun”, demişti. Kılıçdaroğlu bu uyarılarımızı dinlemedi ve ne yazık ki Partimizin bu öngörüsü doğru çıktı. Bir seçim daha armağan etti AKP’giller’e. Bu seçim sonuçları AKP’giller’in zaferi değil, muhalefetin yenilgisidir.
Şu anda Meclis’in ceylan derisi koltukların işgal eden “Muhalefet” rolünü oynayan siyasi partiler Üretilmiş (Sahte) Muhalefet’tir. ABD Emperyalistleri tarafından üretilmiş muhalefettir bunlar. Görevleri muhalefette kalmak, mevcut AKP’giller iktidarını iktidarda tutmaktır.
Seçim sonuçları ne olursa olsun, Halkın Kurtuluş Partisi olarak mücadelemiz seçim öncesinde olduğu seçim sonrasında da aynı inanç ve kararlılıkla devam ediyor.
Birkaç gün evvel Kadın Komitelerimiz, İl Yönetimlerimiz, Ankara, İzmir ve İstanbul’da, Cumhuriyet Tarihinin en gerici, en Ortaçağcı Meclisi olan yeni meclis bileşimini protesto eden eylemler yaptılar.
Genel Başkanımız Nurullah Efe Ankut’un, AKP’giller’i yargıladığı, Mahkeme Salonlarını eylem alanına çevirdiği Tarihi duruşmaları oldu seçim sonrasında. Bu duruşmalara katıldık İstanbul ve Ankara’da. Sosyal medyada, kamuoyunda bu Tarihi duruşmalara ilgi gerçekten çok büyük oldu.
Ayrıca seçim sürecinden bugüne kadar Genel Başkanımızın güncel değerlendirmeler yaptığı, çok önemli ve değerli videolar var. Bu videolar sosyal medyada geniş kesimlere ulaşıyor. Geniş kesimler tarafından izleniyor, ilgi görüyor. Ve bunun sonucu olarak, Partimizle tanışmak istediğini söyleyen çok sayıda mesaj alıyoruz halkımızdan.
Değerli arkadaşlar, bugünkü programımızın konusu HKP’li Kadınlar Seçim Sonrası Süreci Değerlendiriyor. Konuşmacılarımızı sırayla takdim etmek istiyorum.
İlk konuşmacımız HKP Merkezi Gençlik Komitesi Üyesi Fatma Berfin Arabulan olacak. Daha sonra HKP Merkezi Kadın Çocuk Komitesi Üyesi ve HKP İstanbul İl Yöneticisi Gülay Akyürek konuşacak. Ardından HKP İstanbul İl Başkanı Av. Pınar Akbina konuşmacı olacak.
Son olarak HKP Merkezi Kadın Çocuk Komitesi Üyesi Prof. Dr. Özler Çakır konuşmasını yapacak.
Kurtuluş Partisi Gençliği’nden Berfin Arabulan Yoldaş’ın Konuşması:
Herkese merhaba, hepiniz tekrar hoş geldiniz. Ben Kurtuluş Partili bir genç ve bir üniversite öğrencisi olarak bizleri bu yeni dönemde nelerin beklediğinden bahsedeceğim.
AKP’giller iktidara geldikleri ilk günden itibaren Laik Cumhuriyet’imizin tüm kazanımlarına saldırıyorlar. Yeniden kazandıkları bu seçim sonrası da saldırılarına hız kesmeden devam ediyorlar. Doğaları gereği laik, bilimsel, demokratik eğitime karşılar. Bu yüzden temel hedefi düşünen, sorgulayan insanlar yetiştirmek olan eğitimi, kendilerine kul yetiştirme aracı olarak kullanıyorlar.
Yeni kurdukları kabinede Milli Eğitim Bakanlığını “Karma eğitim zorunlu değildir” diyen Yusuf Tekin’e verdiler. Bu da yetmezmiş gibi okulların açılacağı yeni dönemde İzmir’de “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi” kapsamında sözde “manevi danışmanlık” adı altında 842 farklı okulda imam hatip, kuran kursu öğreticisi, vaiz ve din hizmetleri uzmanı görevlendiriyorlar. Dün parti olarak bu konuyu yargıya taşıdık bunun da bilgisini vermek istiyorum. AKP’giller’in ülkemizi tarikatların pençesine attığı yetmezmiş gibi bir de böyle bir projeyle okullarda öğrencilerin beynini yıkamaya devam edecekler.
Maalesef üniversitelerde de durum farklı değil. Gebze Teknik Üniversitesi’nde düzenlenen piknikte kadın ve erkek öğrencilerin ayrı ayrı oturacağı duyuruldu. Pikniği düzenleyen kulüplerin ise TÜGVA ile ortak çalışmalar yaptığı ortaya çıktı. Yani AKP’giller’in Ortaçağcı gerici işbirlikçilerinden biri ile çalışmalar yapıyorlarmış bu kulüpler. Laik, bilimsel eğitim yuvası olması gereken üniversitelerimizi getirdikleri son durum tam olarak da bu işte.
Okullarımızı sadece gericileştirmeye çalışmıyorlar. Aynı zamanda kayyumlar atayarak ve donanımlı, laik ve bilimsel eğitime önem veren, Cumhuriyetin kazanımlarına sahip çıkan öğretim görevlilerini işlerinden ederek, eğitimin kalitesini de düşürüyorlar. Yaşanan salgın ve deprem süreçlerinde online eğitimi bilerek kötü yönettiler. Online eğitime internet ve bilgisayar eksikliğinden dolayı ulaşamayacak on binlerce öğrenci olduğunu bilmelerine rağmen bu sorunu çözmek için hiçbir şey yapmadılar. Tam aksine öğrenceleri okuldan uzak tutmak için ellerinden geleni yaptılar. Her yıl değiştirdikleri sınav sistemleri ile öğrencileri okuldan ve eğitimden soğuttular, psikolojilerini bozdular.
Yaptıkları sadece bunlarla sınırlı değil. Ülkemizi soktukları ekonomik kriz nedeniyle tüm halkımız gibi biz öğrenciler de geçinemiyoruz, barınamıyoruz. Açtıkları yurtlar yetersiz çünkü amaçları gençleri tarikat yurtlarına mahkûm etmek. Kiralar zaten sadece öğrenciler için değil çalışan halkımız için de ödenebilecek bir düzeyde değil. Özel yurtların ise kira fiyatlarından pek bir farkı yok. Kısacası bir öğrencinin şehir dışında okumasını neredeyse imkansız hale getirdiler.
İşte bizler bu zor şartlar altında okumaya çalışıyoruz. Kapattıkları kağıt fabrikalarımız yüzünden bir kitaba, bir deftere ulaşmak bile bizler için bir lüks haline gelmişken kendimize bir hobi oluşturmak, bir spor dalıyla ilgilenmek veya bir sanat dalıyla uğraşmak bizler için maalesef hayal durumunda. Bu durum daha da zorlaşacak çünkü her geçen gün ekonomik kriz daha da derinleşiyor ve böyle devam edecek.
Yeni oluşturdukları meclis ise kadının okumasına, gelişmesine düşman bir meclis. İşte biz tam da bu Ortaçağcı faşist zihniyetle mücadele ediyoruz. Biz Kurtuluş Partisi Gençliği olarak, Kurtuluş Partili Kadınlar olarak Laik Cumhuriyet’imizin tüm kazanımlarına sahip çıkıyoruz. Ülkemizde Ortaçağcı Faşist Din Devleti kurmak isteyenlere karşı nasıl bu zamana kadar pes etmeden mücadele ettiysek, aynı kararlılıkla her geçen gün daha da güçlenerek mücadelemize devam ediyoruz. Seçimi tekrar kazanmaları bizler için hiçbir şeyi değiştirmedi. Belki daha zor şartlar altında mücadele edeceğiz ama ne olursa olsun mücadelemize devam edeceğiz.
Biz Kurtuluş Partisi Gençliği olarak mücadeleci ruhumuzu daha 17 yaşında eline silahını alıp Kuvayimilliye’ye katılan Ustamız Hikmet Kıvılcımlı’dan alıyoruz. Denize dalar gibi kavgaya dalmış Genel Başkanımız Nurullah Efe Ankut’tan alıyoruz. Ve burada sayamayacağım kadar çok yoldaşımızdan alıyoruz. Sakın umutsuzluğa kapılmayın çünkü Kurtuluş Partisi Gençliği var, Kurtuluş Partili Kadınlar var, Halkın Kurtuluş Partisi var! Yani biz varız ve biz mücadelemize kanımızın son damlasına kadar devam edeceğiz ve biliyoruz ki biz kazanacağız!
HKP Merkezi Kadın Çocuk Komitesi Üyesi ve HKP İstanbul İl Yöneticisi Gülay Akyürek Yoldaş’ın Konuşması:
Herkese iyi akşamlar. Ben de öncelikle bizleri dinleyen tüm katılımcıları saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Genç arkadaşım çok verimli ve güzel bir konuşma yaptı. Gerçekten de öğrenci gençliğin sorunlarına değinmiş oldu ve çözümü de koydu zaten. Yılmadan mücadele etmek dedi.
Ben de daha çok çalışan kadınlar üzerinden partimizin görüşlerini ve düşüncelerini aktarmak istiyorum.
Şimdi günümüzde kadınlar özellikle üretimin içinde yer almaya çalışıyorlar, yer bulmaya çalışıyorlar. Ama şu anda DİSK-AR’ın son yaptığı araştırmaya göre çalışabilir düzeydeki 100 kadından 19’u çalışabiliyor. Yani sigortalı olarak çalışabiliyor. Ama geriye kalan %81 ya işsiz ya da kayıt dışı çalışıyor. Bizim özellikle AKP iktidarı ile birlikte biliyorsunuz işte bizim Tayyip’giller dediklerimiz ve onun avanesinin bir çok söylemlerinden kaynaklı kadınlar artık maalesef bu gerici yozlaşmadan sebep çalışma hayatından ve üretimden uzaklaşmaya başladılar.
Şu an çalışanlara da kısaca bir baktığımızda da çalışan kadınlar gerçekten çok büyük sorunlar yaşıyorlar iş yerlerinde. Başta, çalışırken zaten ev ekonomisine katkı yapmak amacıyla işe başlıyorlar. E böyle olunca da işverenler ilk başlarda ekonomik kriz olduğu zaman hemen kadınları işten çıkartıyor bir kriz anında. Yine kadınları sigortasız çalıştırıyor, mesai ücretlerini vermiyor. Erkeklerle aynı işi yapsa bile sırf kadın olduğu için eşit ücret alamıyor kadınlar. Yani şu an aramızda bizi dinleyenlerden illaki çalışanlar vardır. Bunları bizzat yaşayanlar da vardır. Ben de bir dönem tekstilde çalıştım, işçilik yaptım, biliyorum yani. Yine kadınlar hamile kaldıkları zaman işten çıkartılma gerekçesi oluyor. Hatta bazı çalışan arkadaşlardan şöyle duyumlar almıştık: İşe başlarken kadın bekarsa bu kadar yıl evlenmeyeceksin, ya da evliyse işte şu kadar yıl çocuk yapmayacaksın gibi çeşitli dayatmalarla kadınlar karşı karşıya kalıyorlar. Evlenmek bir kadının en doğal hakkı. Çocuk doğurmak en doğal hakkı. Bu bile çalışma esnasında bir pazarlık konusu haline geldi.
Yine devam edersek kadınlar işyerlerinde bu sorunların yanı sıra bir de cinsiyetlerinden dolayı baskılara, tacizlere uğruyorlar. Özellikle kadınlar açısından çok önemli bir sorun. Ayrıca kırsal kesime gittiğimiz zaman özellikle AKP’giller iktidarı ile birlikte çalışan kadına iyi gözle bakılmamaya başlandı. Bunlar hep tabii ki Ortaçağcı gericiliğin getirmiş olduğu şeyler.
Yine kadınlarımız işyerinde çalıştıktan sonra evde de çalışıyor. Biliyorsunuz hepimiz bizzat yaşıyoruz bunları. İşte çocuk bakmak, evin temizliği, yaşlılara bakmak, hastalara bakmak, çamaşır, temizlik vs. bunları da kadınlar üstlenmiş durumda. Dolayısı ile bu sistemde kadın çifte sömürüye maruz kalmakta. AKP’giller’le birlikte bu daha da katmerlenmiş durumda.
Şu an günümüzde kadınların ayrıca bir de örgütlenmeyle ilgili de sorunları var. Yani bu kadar sorun yaşanıyorken örgütlenmek de istiyorlar belki kurtulmak için bu sıkıntılardan. Ancak örgütlenme sürecinde bile sendikalaşmaya baktığımızda artık kadınlar yani ne yazık ki evde erkeklerden yani eşlerinden onay alamayınca bir sendikal mücadeleye giremiyorlar. Oysa ki biz Nakliyat-İş Sendikamızdan biliyoruz. Ben de orada çalıştım. Hani direnişler olduğu zaman kadınlar hem en önde oluyorlar hem de daha cesur, daha sağlam duruyorlar direnişlerde. Oysa ki örgütlenme süreçlerine baktığımızda, kadınlarda şu anda sendikal örgütlenme oranı %10 civarında. Tabii ki AKP iktidarında genel olarak sendikal örgütlenme tırpanlamış durumda. Ama yine de kadınlarımızın örgütlenme oranı erkeklere nazaran oldukça düşük. İşte yeni bir seçim oldu hani diyoruz meclis oluştu. E burada da 600 milletvekilinin %20,1’i (121 kadın milletvekili) kadınlardan oluşuyor. Diğer geri kalanı erkeklerden oluşuyor. Bu partilerin kontenjanından meclise giren kadınlar tabii ki işçi-emekçi, çilekeş kadınlarımızı kesinlikle temsil etmemektedirler. Bu istatistiği vermemizdeki amaç, bu yapıdaki partilerin kadına bakışının bir göstergesi, bir örneği olmasıdır.
Eğitim sisteminin laiklikten uzaklaştırılması, bilimden uzaklaştırılması, bu 4+4+4’ün getirilmesi vesaire. Bunlar hep kadınlarımızı bir adım daha geriye atmış oldu son 21 yıl içerisinde. Bu da AKP’nin uygulamış olduğu Ortaçağcı gerici ideolojiden kaynaklı.
Yine biliyorsunuz Erdoğan’ın çeşitli söylemleri ve bununla birlikte bazı bakanların da çeşitli söylemleri toplumda yankı bulduğu için bu da olumsuz paylaşımlara sebep oldu. Örneğin kadınlar için “anneliği reddeden, evi çekip çevirmekten ziyade çalışmak isteyen kadın eksiktir, yarımdır” dedi Erdoğan ve en az üç çocuk doğurması gerektiğini söyledi. Yani kadını mutfakla yatak odası arasına hapsetmeyi istiyorlardı. Yine şu an Mehmet Şimşek tekrar maliye bakanı olarak geldi. Önceden de zaten bakandı biliyorsunuz 2009’da. E o zaman ne demişti bakan? Şöyle demişti: “kadınlar iş aradığı için işsizlik artıyor” demişti. Yine Erdoğan, “kadın erkek eşit olamaz bu fıtrata ters” demişti. Yani bütün bu söylemler ne yazık ki toplumumuzda da yankı bulduğu için kadının hem çalışma hayatında hem de ev yaşantısında olumsuzluklara sebep oluyor. Ayrıca yine iş arayan kadınlara “Ev işleri yetmiyor mu? Evinizde oturun” dedi bu Ortaçağcı gericiler. Fetvacı bir hoca vardı Nurettin Yıldız. “Kadın çalışarak fuhuşa hazırlık yapar” diyerek, kadınları bu şekilde aşağılayarak kadınların çalıştırılmaması gerektiğini topluma empoze etmeye çalıştılar. Yine “kadının fıtratında köle olmak var” demişti şarkıcı bozuntusu Uğur Işılak.
Bu tür söylemler ne yazık ki toplumda bazı kesimlerde karşılığını bulduğu için ister istemez kadın çalışma yaşamından, üretimden uzaklaşmaya başladı. Ve şu an ister istemez belli mevkilerde, belli kademelerde kadınlarımızı artık giderek daha az görmeye başladık. Biliyorsunuz Tayyip’giller’in getirdiği 4+4+4 sistemi özellikle kız çocuklarını eğitimden uzaklaştırdı. Ve son 20 yılda bir milyonun üzerinde kız çocuğu evlendirildi yani çocuk yaşta evlendirildi.
Şimdi biz bunları söylerken olumsuz bir tablo çizmek istemiyoruz ama neyle karşı karşıya olduğumuzu da görmek zorundayız. Yeni oluşan mecliste biliyorsunuz Refah Partisi, Yeniden Refah Partisi, HÜDA-PAR gelmiş oldu. Ve bunlar AKP ile kol kola vererek ülkemizi daha hızlı bir şekilde Ortaçağ karanlığına götürecekler. İşte HÜDA-PAR’ın söylemleri var. Hepimiz basından takip ediyoruz. İşte kadınların özellikle çalışmaması için. İşte meclisteki kendi katlarında çalışan kadın istemediklerini söylediler. Kadınların çalışmasını doğru bulmuyorlar. İşte bir kadın millet vekili adayının silüetini karartarak hani bir seçim afişine koymuşlardı. Yani bu denli kadın düşmanı bir meclisle şu an karşı karşıyayız bu seçimden sonra.
Dolayısı ile burada bizim Laikliği çok iyi korumamız lazım. Kadınlar olarak böyle bir tehlike var bizim açımızdan. Ve biz şunu diyoruz: Laiklik kadının özgürlüğüdür. Dolayısı ile bu özgürlüğümüze de sahip çıkmamız lazım. Ama önce ne ile karşı karşıya olduğumuzu nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduğumuzu bilincimize çıkartırsak, mücadele vermek için istekli oluruz.
E kadınlar açısından şu an Tayyip’giller hükümetinin getirdiği en büyük zorluklardan bir tanesi de tabii ekonomik kriz. Bütün hepimizi kapsıyor. Ancak kadınları daha çok kapsıyor. Şimdi asgari ücret biliyorsunuz 8 bin 500 lira şu anda. Yeni yapılan bir araştırmaya göre TÜRK-İŞ’in yaptığı araştırmaya göre açlık sınırı 10 bin 632 lira, yoksulluk sınırı ise 33 bin 752 lira. Şimdi baktığımızda gerçekten de bu rakamlarla 8 bin 500 lira ile yaşamak mümkün değil. Size çok basit bir hesap yapmak istiyorum. Düşünün önümüz yaz, çocuklar dondurma yemek isteyecekler doğal olarak. Şimdi normal orta kalitede bir dondurma 15 lira. İki çocuklu bir aileyi düşündüğümüzde günde birer tane dondurma yemiş olsalar ayda 900 lira, bir ayda sadece dondurma masrafı. Yani bunun etini, sütünü, peynirini de düşünmek gerek. Şimdi kadınlar her öğün çocukların önüne bir şeyler koymak zorundaysa, her öğün sofraya birşeyler koymak zorundaysa var olan ücretlerle ya da aldıkları asgari ücretle ne koyabilirler sofraya? Ne kadar koyabilirler? Markette, pazarda alışveriş yaparken ne kadar stresle ve üzüntüyle bu alış verişlerini yapıyorlar. Dolayısı ile kadınlar işsizliği, pahalılığı, yoksulluğu iliklerine kadar hissediyorlar ne yazık ki.
Bütün bunlar dediğimiz gibi olumsuz bir tablo çizmek için değil elbette ki, bunları söyleyeceğiz, ne ile karşı karşıya olduğumuzu çok iyi bilmemiz lazım.
Biliyorsunuz biz seçim sürecinde çok yoğun bir çalışma sarfettik zaten. Özellikle halkımızı aydınlatmak, halkımızı bilinçlendirmek, bu muhalefetin bile gerçek bir muhalefet olmadığını, bir sahte bileşenden oluşmuş bir muhalefet olduğunu hep söylemeye çalıştık, anlatmaya çalıştık. Zaten biz yine AKP’giller’in de kazanacağını az çok tahmin ediyorduk ve o yüzden bu bizim için bir sürpriz olmadı.
Az önce genç yoldaşımın da söylediği gibi bütün bu olumsuzluklara rağmen umudumuzu kaybetmeden mücadelemizi devam ettirmek zorundayız. Küba devriminin önderlerinden Che Guevera’yı hepimiz duymuşuzdur. Onun meşhur bir sözü vardır. “Kaybettiğinde değil vaz geçtiğinde yenilirsin”. Çok doğru bir söz.
O yüzden biz kaybetmedik. Çünkü vazgeçmedik. Yani yenilmedik. Mücadelemiz devam ediyor. Dolayısı ile biz de bu mücadelemizde gerçek bir halk iktidarını kuruncaya kadar ve kadınların da bu halk iktidarında özgür, bağımsız, hür bir şekilde yaşayacakları bir Türkiye yaratıncaya kadar bu mücadelemiz, direnişimiz hiç aralıksız devam edecektir. Burada bizi dinleyen ya da sempati duyan tüm halkımıza da bunu bir kez daha ifade etmek istiyorum. Tekrar teşekkür ederim bu fırsatı verdiğiniz için.
HKP İstanbul İl Başkanı ve Halkçı Hukukçu Pınar Akbina’nın Konuşması:
Öncelikle tüm yoldaşlarımı tüm arkadaşları yüreğimin olanca sıcaklığıyla selamlamak istiyorum. Çok yoğun bir süreçten geçtik çok zorlu bir süreçten geçtik. Ne yazık ki yine büyük oranda aydınlarımızın Cumhuriyetçi, Atatürkçü kesimin umutlarının bir kez daha kırıldığı, umutsuzluğa düşürüldüğü bir seçim yaşadık hep birlikte. Seçim deyince, ben seçimlere nasıl baktığımıza değinmeden geçmek istemiyorum. Bu konuda Ustamız, Partimizin İlk Genel Başkanı Hikmet Kıvılcımlı’nın çok önemli tespitleri var. Türkiye’nin nüfusu daha 35 milyonlardayken “Uyarmak İçin Uyanmalı Uyanmak İçin Uyarmalı” adlı kitabında seçimleri şöyle değerlendiriyordu:
“Finans kapital loca çetesi, tefeci bezirgân lonca tarikat ağalarıyla avladığı 35 milyonluk Türkiye halkını oy davarı gibi kullanabiliyor niçin çünkü üç milyonu aşkın işçi sınıfımızın 1,5 milyonu gizli CIA ajanı sendika gangsterlerine tutsak ve sağmal edilmiştir. Çünkü 3 milyonu aşkın üretmen köylülüğümüzü gizli CIA ajanı tarikat yobazlarına kıskıvrak bağlatıp yeğim etmiştir. Demek ki gerici sömürgenler Türkiye yığınlarını ikide bir böbürlendikleri gibi hür seçimler ve milli irade ile değil en domuzuna örgütlü ve en domuzuna gizli acı kurşun ve zağlı süngü gücüne dayanan kanunsuz vurgunlar çapullar mekanizması ile tekelinde tutuyor ve tahakkümünü sürdürüyor.”.
Yani yıllar önce yapılan tespit hâlâ geçerliliğini koruyor değerli arkadaşlar. Biz Türkiye’de bağımsız bir seçim olduğundan bahsedebilir miyiz? Kesinlikle hayır. Amerika’nın seçtiği yerli işbirlikçileri ile belirledikleri adaylar özellikle basın yoluyla halkın önüne çıkarılıyor ve ne yazık ki halk oy davarı gibi sandıklara sürülüyor. Dolayısıyla bağımsız bir seçimden bahsetmemiz mümkün değil. Şunu da söylemek istiyoruz: bu seçim bizimle yani Antiemperyalizm Cephesiyle, Emperyalizm Cephesi arasında gerçekleşmiş bir seçim oldu ve ne yazık ki Emperyalizm Cephesi dediğimiz Amerikan Emperyalizminin uşağı ve Ortaçağcı gerici bir iktidar yoluna devam ediyor.
Şunu da belirteyim biz bu seçim sonuçlarına şaşırmadık, çünkü biz ülkemizi en iyi şekilde tahlil ediyoruz. Seçim boyunca “Farklı olan yalnız biziz!” dedik. Bunu neden söylüyoruz? En önemli farklarımızdan biri, biz ülkemizi tanıyoruz ve biz olaylara sınıf gözlüğüyle bakıyoruz. Dolayısıyla hangi parti hangi sınıfın temsilcisi bunu çok iyi görmek gerekiyor. Şu an AKP’giller, Hüda-Par ve Yeniden Refah Partisiyle Türkiye’nin en Ortaçağcı gerici meclisi var ve bu meclis ülkemizde hala canlılığını koruyan Tefeci-Bezirgân sermayenin temsilcisi.
Olaylara sınıf gözlüğü ile bakarsanız çok doğru tahliller yaparsınız. Çevremde çok gördüm. İnsanlar kahroldu, seçim sonucuna çok umut bağlamışlardı ama ben örgütlü gücün nasıl bir güç olduğunu göremedikleri için böyle olduğunu düşünüyorum. Tefeci-Bezirgân sınıf dediğimiz sınıf Ortaçağdan kalan, üretimle hiçbir ilgisi olmayan tarihteki ilk sömürücü sınıf olan sınıftır ve bu sınıfın ideolojisi Ortaçağcı gericilik, dindir. O nedenle hem ülkemizde hem de Orta Doğu ülkelerinde yani kapitalizmce geri kalmış ülkelerde hâlâ canlı bir sınıf. Avrupa’da bu sınıflar burjuva demokratik devrimleriyle ortadan kaldırılmış o yüzden orada böyle bir sorun yok ama bizim ülkemizde özellikle 1950’lerden sonra hep iktidara geldiler. Zaman zaman politik devrimlerle, ordudaki Mustafa Kemalci, anti Amerikancı, laikliği savunan gençlerin çıkışlarıyla durduruldu ama Ustamız bu sınıfı tarlada çıkan ayrık otuna benzetir. Başını kesersin tekrar ürer. Bu yüzden bu ayrık otunu kökten çıkartmak lazım. Bizim ülkemizde de burjuva demokratik devrimi yarım bir devrim olduğu için bu sınıf hâlâ canlılığını koruyor.
Kadın hakları bakımından baktığımızda Cumhuriyetin getirdiği, Mustafa Kemal’in önderliğinde gerçekleşen Antiemperyalist Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşı’mız ve dünyanın ilk başarılı ulusal kurtuluş savaşı olan Kurtuluş Savaşı’mızla çok ciddi kazanımlar geldi. Ondan önce tam da bugünkü Hüda-Par’ın son zamanlarda dillendirdiği, Fatih Erbakan’ın dillendirdiği bir sistem uygulanıyordu. Şu an tekrar o sisteme dönmek istiyorlar. 1926 yılında Türk Medeni Kanunu kabul edilmeden önce birden fazla kadınla evlilik vardı, resmi nikah yoktu, evlilik dini nikahla şahitler huzurunda yapılıyordu, evlilikte yaş sınırı düşüktü, veliler kızlarına evlenme akdi yapabiliyorlardı yani kızlarımız zorla evlendiriliyorlardı. Yine bildiğiniz üzere şerri hukukta boşanma yetkisi erkeğe veriliyor boş ol demekle gerçekleşiyor. Medeni Kanun bu haksızlığa son vererek tüm bu hakların kadınlara da verilmesini sağladı, boşanma halinde kadının ve çocuğun haklarını güvence altına aldı, miras hukukunda da cinsiyet ayrımı kaldırılarak erkeğin ve kadının eşitliği sağlandı. O dönem için bu çok büyük bir adımdı. Biliyorsunuz seçme ve seçilme hakkı kadınlara ilk 1930’da belediye seçimlerinde verildi, ülkemizde birçok Avrupa ülkesinden çok daha önce bu hak verildi kadınlara.
Yıllar içerisinde de gelişerek yeni haklar elde edildi. İşte İstanbul Sözleşmesi çok tartışılıyor biliyorsunuz. 2011 yılında Türkiye İstanbul Sözleşmesini imzalayan ilk ülke oldu. İstanbul Sözleşmesi bir çerçeve sözleşme. Dolayısıyla İstanbul Sözleşmesine bağlı kanunlar var bunlardan da en önemlisi 6284 sayılı Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun. Şu an ilk hedefleri bu kanunu kaldırmak, çünkü bu yasada yıllar içinde kadınların çok ciddi bir mücadelesiyle yine çok güzel haklar var. Örneğin kadının şiddet görmesi halinde başvurusuyla uzaklaştırma kararı alınabiliyor ve erkek bu uzaklaştırma kararını ihlal ettiği zaman bir zorlama hapsine maruz kalıyor. Aslında bu kanun sadece kadınları korumaya yönelik değil aile içi tüm şiddet türlerine karşı korumaya yönelik bir kanun. Ama tabii ülkemizde kadın sorunu ciddi bir sorun olduğu için bu kanun kadın bakımından öne çıkıyor.
AKP döneminde kadına yönelik şiddet %1400 arttı. Her gün yeni cinayet haberleri duyuyoruz, şok olacağımız şeyler duyuyoruz. Partimizin de doğrudan takip ettiği İsmailağa Cemaatine bağlı Hiranur vakfı kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in kızını 6 yaşında evlendirmesi davası var. 29 yaşındaki müridiyle evlendiriyor. Biz de hem müdahillik talebinde bulunduk hem de takip ediyoruz davayı. Kafalarında kurdukları getirmek istedikleri şey de bu aslında. Bu dava bu tür binlerce olaydan adliyeye yansımış sadece bir dava. Burada da kızımız cesaret edip adli makamlara gittiği için ortaya çıkan bir dava ama bu tür vakıflarda, derneklerde maalesef çok fazla bu tür olaylar. Zaman zaman gün yüzüne çıkıyor ve toplumda çok ciddi bir infial uyandırıyor. Dolayısıyla Ortaçağcı gericiliğin örgütlenmesi, Tefeci- Bezirgânlığın örgütlenmesi arttıkça bu tür değişiklikleri de önerecekler. Hüda-Par, Hizbullah örgütüne bağlı, domuz bağcı katiller sürüsü bir örgüt.
Yine Molla Necmettin Erbakan’ın Yeniden Refah Partisi… Bunlar her fırsatta saldırmaya başladılar çünkü bu seçimden sonra çok cesaretlendiler. “Kadın sahiplendirilmeli” bile diyebiliyorlar; çünkü bunlar kadını köle olarak, cariye olarak görüyorlar. Milletvekili yemin töreninden önce canlı yayında Fatih Erbakan “Bu 6284 hadis mi? Haşa” diyor. O kadar rahatsız ki bu durumdan. Sonradan Hüda Par’lı çarşaflı bir kadına açıklama yaptırdılar: Orada da güya bir kadın olarak Partisinin söylediği şeyleri savundu. Aslında köleliği savunuyor orada ne yazık ki. Ama asıl amaçları, benden önce konuşan arkadaşlarım da değindiler; yalnız yaşayan kadınların “sahiplenilmesi”, yani kadınları cariyeleştirmek, kadınların fiziksel olarak yetersiz olduğu bahanesiyle çalışmalarını engellemek, çalışması uygun bulunan az sayıda kadın için de çalışma hayatını haremlik selamlık olarak ayırmak, karma eğitimi zorunlu olmaktan çıkarmak, hatta kız çocuklarının eğitim alma hakkını ellerinden almak istiyorlar.
Yine 6284 Sayılı Yasayı tamamen ortadan kaldırmak istiyorlar, çünkü nafaka konusunda da çok rahatsızlar ve “18 yaşını doldurmadan evlendiği için kocası cezaevine atılan binlerce kadının ve babasız kalan çocukların mağduriyetleri giderilmeli” yalanıyla kız çocuklarının evlenmelerini yasal hale getirmeye çalışıyorlar. Yine çocuğa yönelik istismarın evlilik ile affını sağlamak gibi çok iğrenç, hain bir emelleri var. Bu aralar yine sosyal medyada dolaşıyor yeni bir yasa çıktı çocuğun cinsel istismarında artık çocuğun beyanı değil de somut kanıtlar aranacak diye. Yoldaşlarım da gönderiyor bana. Doğal olarak çok büyük bir infial uyandırıyor, özellikle çocuğa yönelik cinsel istismarda hepimizin yüreği çok daha fazla yanıyor. Eminim hepimiz aynı duygulardayız. Bu haber yeni değil arkadaşlar. Bu düzenleme 2021’de getirilen bir düzenlenme ama bu tür düzenlemelerin önü açık. Bunların amaçları dediğimiz gibi şerri hukuku tekrar getirmek.
Ama biz bu konuda, Parti olarak çok ciddi bir mücadele veriyoruz. Hukuksal alanda da çok ciddi bir mücadele veriyoruz. Seçimlerde de Genel Başkanımız Nurullah Efe Ankut’a ne yazık ki çok az yer verildi. Geçen günkü konuşmasında da açıkladı, iki sefer onar dakikalık konuşmayla yer verildi. Ancak bize verilen oylar çok bilinçli oylar oldu. Gerçekten çok haksız bir rekabete tabi kaldık. Emperyalizm cephesi o kadar parlatıldı ki Genel Başkanımızın da dediği gibi içinde sosyalist bir parti de gösterildi. Solcusu da milliyetçisi de her türden halkımızın önüne sürüldü. Ama ne yazık ki bizim partimize bir susuş kumkuması uygulandı. Buna rağmen bilinçli oylar aldık. Şu an Partimize yoğun bir ilgi var yeni insanlar gelip üye oluyorlar. Türkiye’nin dört bir yanından her gün yeni telefonlar alıyoruz, üye olmak isteyen yeni arkadaşlarımız oluyor. Özellikle aydın kesimimiz olayın ciddiyetini daha iyi kavradı bu seçimden sonra çünkü Ortaçağcı Faşist Din Devletine doğru gidiyoruz.
İkili bir devlet var şu an Türkiye’de biri Laik Cumhuriyetin kırıntılarının kaldığı devlet biri de hızla götürüldüğümüz Ortaçağcı Faşist Din Devleti. O yüzden mücadele çetinleşti, çok ciddi bir mücadele vermemiz gerekiyor. Bu iş seçimlerle çözülecek, hadi gitti AKP denilecek bir durum değil ne yazık ki. Bu gidişat daha da hızlanacak. Buna karşı bizlerin de mücadeleye çok daha sıkı bir şekilde sarılması gerekiyor. Burada bulunan yoldaşlarımız, dostlarımız, arkadaşlarımızla her alanda kendimizi daha da geliştirerek, halkımıza ulaşarak, insanları uyararak örgütlenmeli ve mücadeleyi daha da büyütmeliyiz. Biz dediğimiz gibi bu ülkeyi en iyi tanıyan en iyi bilen insanlarız, devrimcileriz. Eninde sonunda biz bir patlama yaşanacağını, bir devrim sürecine gireceğimizi biliyoruz, kadın sorununun da gerçek çözümünün bu olduğunu biliyoruz. O yüzden İstanbul Sözleşmesi’ne bakışımızı da şöyle belirtiriz: “İstanbul Sözleşmesi yetmez, devrim olmadan kadın sorunu çözülemez.”. Bizim bu günleri yakınlaştırmamız gerekiyor, daha kökten bir çözüm için mücadele etmemiz gerekiyor. Berfin Yoldaş beni heyecanlandırdı. Ne mutlu bize ki gençliğimizin böyle kararlı bir şekilde söylemesi, söz vermesi, mücadele etmesi. Biz Kurtuluş Partili Kadınlar olarak seçim sürecini böyle değerlendiriyoruz. Bundan sonra da çok daha sıkı şekilde sarılacağız mücadeleye. Asla umudumuzu kırmayacağız, umutsuzluğa sürüklenmeyeceğiz. Evet halkımızla beraber bizim de canımız sıkıldı bu seçim sonucuna. Halkımız bir nebze nefes alır diye bekliyorduk ama dediğimiz gibi buna da çok şaşırmıyoruz. Mücadeleye daha sıkı şekilde sarılarak, moralimizi bozmadan bunları yenebileceğimizi düşünüyoruz. Biz dünyanın ilk başarılı Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’nı kazanmış bir halkız ve bir sürü direnişler var tarihimizde. En son hiç beklenmedik bir anda yapılan büyük Gezi Direnişi’miz var. Ülkemiz yeni mücadelelere, yeni patlamalara, yeni direnişlere gebe. O bakımdan hepinizi Kurtuluş Partisi saflarında mücadeleye davet ederek sözlerime son vermek istiyorum.
HKP Merkezi Kadın Çocuk Komitesi Üyesi Prof. Dr. Özler Çakır’ın konuşması:
Değerli yoldaşlar, ben de herkese en içten en sıcak devrimci duygularımı iletiyorum, selamlıyorum sizleri.
14-28 Mayıs 2023 seçimlerinde Partimizin temel sloganı neydi? FARKLI OLAN YALNIZ BİZİZ!
Partimizin Genel Başkanı, Önderimiz, Nurullah Efe Ankut, seçim konuşmalarında farklı olanın neden yalnızca biz olduğumuz yalın gerçekliğini şöylesine açık ve net biçimde ortaya koymaktaydı:
“Türkiye’nin en kahredici gerçeği 1950’den itibaren ülkemizin Amerikan Emperyalist haydudunun yarı sömürgesi durumuna düşürülmüş olmasıdır. Yani Türkiye’yi Türkiye yönetmiyor 73 yıldan beri! Amerikan çakalı yönetiyor! İktidarlara kimin getirileceğini, onun ne zaman düşürüleceğini, yerini kimin alacağını hep o haydut devlet belirliyor. Bu ağulardan acı gerçeği göremedik mi tüm seçimlerimiz yarı narkozlu birinin yapacağı tercihlere benzer. Kimin dost kimin düşman olduğunu asla ayırt edemeyiz! Oy verdiklerini Amerikancı partilerin liderleri seçiyor. O liderleri de Amerika devşirip partilerin başına getiriyor. Namussuzca oyun bu.”
Evet, Genel Başkanımız üstüne basa basa vurgulamıştı: bu seçimler, en sağından en soluna kadar, Amerikan devşirmesi, Amerikan hizmetkarı ve Amerikan kuklalarından oluşan Emperyalizm Cephesi ile bizim aramızda yani Antiemperyalizm Cephesi arasında olacaktır demişti. Öyle de oldu.
2023 seçimleri bizimle yani Antiemperyalist Halk Kurtuluş Savaşçıları Cephesi ile Emperyalizm, onun NATO’su ve Türkiye’deki uşakları, piyonları ve kuklalarının oluşturduğu yerli satılmışlar cephesi arasındaki bir seçim olmuştur!
Dolayısı ile Türkiye’de iki cephe çarpışmaktadır:
- Emperyalizm cephesi: En sağından en solcu görünenine kadar, ABD Emperyalistlerinin ülkemiz için Yeni Sevr demek olan Büyük Ortadoğu Projesi’nin yerli enstrümanları hainler, yerli satılmışlar cephesi. Bunların hepsi AB-D Emperyalistlerinin kuklalarıdır. Kendilerine biçilen rolleri oynarlar: Dinciliği oynayanlar, milliyetçiliği oynayanlar, sosyal demokratlığı oynayanlar, solculuğu oynayanlar. Ama hepsinin de tek ortak paydası vardır: Amerikancılık!
Bildiğimiz gibi, Mecliste çevrimiçi oynayan bu hainler güruhu, insan soyunun baş düşmanı olan zalim ABD Emperyalizminin işgalci, kanlı savaş örgütü olan NATO’nun Finlandiya’yı da içine alan genişlemesine yönelik Meclisteki oylamada bir teki bile ‘Hayır’ oyu kullanamamış, hayır diyememiştir!
Bu anlamda ülkemizin BOP çerçevesinde hızla Ortaçağcı Faşist Din Devleti’ne doğru gidişinde, Meclisteki tamamı Amerikancı tüm sözüm ona muhalefet partileri ve bilumum “Sevrci Soytarı Sol”lar üzerlerine düşeni yapmışlardır ve yapmaya da devam etmektedirler. Zaten bu payandalık yapılmasa, AKP’giller 21 yıldır iktidarda kalabilirler miydi?
- Antiemperyalizm cephesi: yerli-yabancı emperyalistler cephesine karşı Türkiye’de bir biz varız! Biz gerçek devrimciler varız! Vatanımızı düşünen ve savunan sadece biz varız!
Ne dedik seçim bildirgemizde?
Tarafımız, bir avuç vurguncu değil, değer yaratan emekçi, cefakâr halkımızdır.
Bizler;
Yurtseveriz: Mukadderatımıza (Ülkemizin yönetimine) tek yabancı karıştırmayacağız. ABD ve AB Emperyalistlerinin aşağılık, iğrenç, insanlık düşmanı içyüzlerini teşhir edeceğiz… Onların bizi yönetmesine ve hayâsızca sömürmesine izin vermeyeceğiz… Onlardan uzak, mazlum Dünya Halklarına dost olacağız…
Devletçiyiz: Pahalı devletin yerine, insanlarımıza iş bulmayı, pahalılık yangınını söndürmeyi birinci görev bilen ucuz devleti geçireceğiz. Özelleştirme adı altında yerli-yabancı Parababalarına yeyim ettirilen kamu mallarını sömürgenlerin elinden geri alacağız. Ayrıca insanlarımızın mal ve hizmet alanındaki temel ihtiyaçlarını üreten kamu kuruluşları oluşturacağız…
Devrimciyiz: Her türlü maddi sömürüyü kaldıracağız.
Laikiz: Her türlü manevi sömürüyü kaldıracağız. Kamu düzenini, aklın, bilimin ve insanî değerlerin kaynaklık ettiği kurallarla sağlayacağız.
Halkçıyız: Ruhunu Batılı Parababalarına satmış bir avuç yerli Parababasının (Finans-Kapitalistin) ve onun müttefiki Babil artığı Tefeci-Bezirgânın oligarşik önderliği yerine; çalışan ve üreten çoğunluğumuzun (Halkın) Demokratik Önderliğini geçireceğiz.
Cumhuriyetçiyiz: Halk tarafından, Halk için Yönetim, Adalet, Eğitim-Kültür ve Sağlık sistemleri kuracağız.
“Parolamız: Hür, Güçlü, Mutlu, Tam Bağımsız Türkiye’dir.” dedik.
“Bizler bu ülkenin ikinci Kurtuluş Savaşçılarıyız.” dedik!
İkinci Kurtuluş Savaşçısı olabilmek ne demektir?
Emperyalizme karşı olabilmek demektir: Dünya Halklarına kan kusturan, mazlum ülkeleri sömürgeleştiren, oralarda satın aldığı alçaklar eliyle faşist darbeler tezgâhlayan, Kahraman Gerilla Che’nin “Bizim her eylemimiz emperyalizme karşı bir savaş çağrısı ve insanlığın en büyük düşmanı ABD’ye karşı halkların birliği için bir savaş marşıdır” söyleminde de belirttiği gibi insan soyunun en büyük düşmanı ABD-AB Emperyalistlerine sonuna kadar karşı olabilmek demektir. ABD Haydut Devletinin kanlı savaş örgütü olan NATO’ya “Hayır” diyebilmek, Katil ABD, Ortadoğu’dan ve Ülkemizden Defol” diyerek mücadele edebilmektir.
Feodalizme karşı olabilmek demektir: Dünya Halklarının baş düşmanı ABD’nin 6’ıncı Filosunun önünde secdeye duran, Antiemperyalist Birinci Kurtuluş Savaşı’mıza ve onun Önderi Mustafa Kemal’e kin kusan Ortaçağcı, AB-D Emperyalistlerinin Yeşil Kuşak Projesi’nin ürünleri Muaviye-Yezid İslamcılarına, yani günümüzdeki adıyla CIA-Pentagon İslamcılarına karşı Laikliğin, Mustafa Kemal’in ve Kuvayimilliye’nin yılmaz savunucusu olabilmek “Laiklik yoksa, Bilim de, Demokrasi de, Özgürlük de yoktur.” diyebilmektir.
“Türbana özgürlük” demenin Ortaçağcı görüşe, gidişe özgürlük demek olduğu bilincine ve inancına sahip olmak demektir. Tefeci Bezirgân sermayenin örgütlenmeleri olan Ortaçağcı tarikat cemaat ve vakıflarda kız çocuklarımızın ömürleri talan edilirken “Belli bir inanç grubunun bir araya gelip cemaat kurmasını demokrasinin gereği” olarak görenlere karşı olabilmek demektir. Bu nedenlerle “Şeriat Ortaçağ’dır“, “Cemaatler, Tarikatlar, Ortaçağcı Vakıflar Kapatılsın” şiarıyla Birinci Kurtuluşçuların bıraktığı yerden mücadeleye devam edebilmektir.
Şovenizme karşı olabilmek demektir: Dünyadaki tüm Halkların kardeşliğine inanmak, bu topraklarda 1071 Malazgirt’ten bu yana birlikte yaşayan, Antiemperyalist Birinci Kurtuluş Savaşı’nda emperyalist yedi düvele karşı omuz omuza mücadele eden ve en kritik anlarda kader birliği yapan Türk ve Kürt halklarının kardeşliğini savunmak demektir.
Bu ilkeler doğrultusunda örgütlenerek verilecek İkinci Kurtuluş Savaşı’mızı başarıp, Demokratik Halk İktidarını kurabilmek, İkinci Kurtuluşu Sosyal Kurtuluş ile taçlandırabilmek demektir.
İşte bu nedenlerle Farklı olan Yalnız Biziz!
Farklı olan yalnız biz olduğumuz için, ABD AB Emperyalistlerine ve onun Türkiye’deki yerli işbirlikçilerine karşı yalnız biz kararlıca mücadele verdiğimiz için bizi görünmez kılmaya çabalıyorlar. Bizi susuş suikastine uğratmaya çabalıyorlar. Seçim sürecinde de gördüğümüz gibi, Y-CHP’sinden Tip’ine, Yeşil Sol Partisine, bilumum ittifaklardaki soytarı sollarına kadar tüm Amerikancı sözde muhalefet kanal kanal dolaştırılırken, kriminolojik bir suç örgütü olan AKP’giller’in işlediği bin bir suçun hesabını soran, yargıya taşıyan bizlerin esamisi okunmamıştır sözde solcu geçinen medya kanallarında! Çevrimiçi oynayan muhalefet, diploması olmadığı için mevcut Anayasa’ya göre, meşru bir Cumhurbaşkanı olmayan, yaptığı her şey yok hükmünde olan Kaçaksaraylı’ya “sayın cumhurbaşkanı” diyerek meşrulaştırırken, bir tek biz sorduk masayı devirecek soruyu: Diploma nerede? dedik.
Gördüğümüz gibi burada en büyük tehlike, en büyük ihaneti yapanlar muhalefet rolü verilen satılmışlar olmakta! Çünkü Genel Başkanımızın son video konuşmasında da izlediğimiz üzere bu sahte muhalefetler emniyet sübabı olarak kullanılıyorlar. Gerçek muhalefetin, yani bizlerin ortada görünmesine engel oluyorlar. Bu şekilde kitleler kendilerini hem muhalif zannediyorlar hem de birilerinin ekmeğine yağ sürüyor, sistemin değirmenine su taşıyorlar.
Kadın sorununda da bu Amerikancı sahte muhalefet, sistemin değirmenine su taşıyarak, emekçi kadınlarımızın gözlerine kül serpiyor, gerçek kurtuluşu görmelerini engelliyor.
Örnekler çok:
22 Mayıs 2010 yılında TESEV’ci Sorosçu Kemal Kılıçdaroğlu, CHP’nin Genel Başkanlık koltuğuna oturtuldu ve CHP yönetimi, Amerikancılıkta birbirlerinden geri kalır yanları olmayan ekip tarafından ele geçirilmiş oldu. Artık Yeni CHP vardı; Mustafa Kemal’lerin, İnönü’lerin CHP’sinin esamisi okunmayacaktı. Bunu “Biz 30’ların 40’ların CHP’si değiliz. Biz, demokrasi ve özgürlüğü savunuyoruz.” diyerek ilan ediyordu Sorosdaroğlu. Ve oturtulduğu koltuktaki ihanet görevini, yanındaki ekibi ile birlikte 2023 seçimlerine kadar bi hakkın yerine getirdi. Yeni CHP’nin ve hatta Sevrci Soytarı Sahte Sol’un nelerle görevlendirilmiş olduğu Soros’un TESEV’inin, uzun adıyla Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı’nın “TESEV Demokratikleşme Programı” adı altında hazırladığı raporlardan biri olan “Başörtüsü Yasağına İlişkin Değerlendirme ve Öneriler” başlıklı raporda o kadar açık ortaya konuluyor ki!
Türban meselesinin “Demokratikleşme” sosuyla sunulan emperyalist bir proje olduğunu, Y-CHP’nin, Amerikancı Burjuva Kürt Hareketinin ve şürekasının, büyüklü-küçüklü “Sivil Örümcek” örgütlenmelerinin bu projede üstlendikleri/ üstlenmesi beklenen rolleri; bu rollerin ABD AB Emperyalistleri tarafından yerli satılmışlar cephesine nasıl dikte ettirilip oynattırıldığını, TESEV’in yani Soros’un yani Emperyalizmin ağzından kanıtlarla ortaya koyuyor değindiğimiz rapor.
Emperyalist Efendileri diyorlar ki: Eyy iktidarı ile, muhalefeti ile meclisteki kuklalarım, sizin oynatıcınız benim. İpleriniz benim ellerimde. Benim BOP’un Türkiye ayağı olan Yeni Sevr’i gerçekleştirebilmem için Laik Cumhuriyetin yerle yeksan edilmesi gerekiyor. Türban meselesi bu sürecin önemli bir ayağını oluşturuyor. Bu doğrultuda Anayasa değişikliği de dahil olmak üzere yapmanız beklenenleri harfi harfine yerine getireceksiniz!
Raporun CHP’yi ele aldığı bölümde, CHP’nin nasıl dizayn edileceğine ve Kılıçdaroğlu’nun bu dizayn sürecinde üstleneceği role ilişkin saptamalar açıkça ortaya konmaktadır.
“CHP’nin bu iki tema üzerinden başörtüsü yasağına ilişkin tarihi direncinin kırılması, Meclis’te ikinci büyük çoğunluğa sahip parti olmasından ötürü demokrasi yönünde bir kazanç oluşturabilir.”
Laik Cumhuriyetin yıkılması sürecinin, Yeni Sevr sürecinin sac ayaklarından birini oluşturan Amerikancı Burjuva Kürt Hareketi, zaten ta başından beri Türbana da Ortaçağcılığa da teşneydi. Raporun hazırlandığı süreçte, hareketin Meclisteki temsilcisi Barış ve Demokrasi Partisinin görüşleri raporda şöyle yer almaktaydı:
“Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) ise başörtüsü yasağını inanç özgürlüğü çerçevesinde değerlendirmektedir. Parti üyeleri, Sünni başörtülü kadınlar kadar, örneğin Süryani kadınların da inanç özgürlüğünün tanındığı bütüncül bir çerçevenin bu sorunun çözümü için ideal yol olduğunu belirtmektedir.”
TESEV’ci Sorosdaroğlu da gördüğümüz gibi epeydir bunun alt yapısını örüyordu. Kıvama getirdiğine kanaat getirince yeni bir hamle daha yaptı. 13 Kasım 2021 Cumartesi akşamı evinden yaptığı video yayınındaki helalleşme çağrısıyla, kendisinden beklendiği gibi 28 Şubat’a ve onu gerçekleşmesini sağlayan vatansever askerlerimize olan düşmanlığını ilan ediyordu:
“Benim liderliğini yaptığım partinin de geçmişte yarattığı derin yaralar vardır. Uzun süredir de önce bu yaraları yaratan o sistemi değiştirmekle uğraştım. Şimdi ise dışarıya dönme zamanı. Ben bu yaraların kapanması için helallik isteme, helalleşme yolculuğuna çıkıyorum.
“Geçmişte kırdığımız, korkuttuğumuz topluluklarla, bireylerle, farklı hayat tarzlarının temsilcileriyle buluşmalarıma başlayacağım.
“Affetmeyi ve affedilmeyi kucaklayarak, helallik istemeyi ve vermeyi başarmalıyız. Hep birlikte umuda, barışa ve sevince yürümek ancak birbirimizin yaralarını sararak mümkün olacak. …”
16 Kasım 2021 tarihli Meclis grup toplantısında yaptığı konuşmada;
“28 Şubatçıların açtığı yaraları kapatıp helalleşeceğiz. İkna odalarına sokulan başı kapalı kızlarımızla helalleşeceğiz.” (https://chp.org.tr/haberler/chp-genel-baskani-kemal-kilicdaroglu-tbmm-chp-grup-toplantisinda-konustu-16-kasim-2021) diyerek 28 Şubat’a olan kinini kusuyor, kimlerle helalleşeceğini açıkça ifade etmiş oluyordu.
Sorosdaroğlu’nun 28 Şubat’a ilişkin hainlikleri buraya aktardıklarımızla sınırlı değil tabii. Genel Başkanımız Nurullah Efe Ankut “28 Şubat’a karşıysan, otomatikman altı yaşındaki kız çocuklarına tecavüz ettirilen, Ortaçağ’ın Din Derebeylikleri olan tarikat ve cemaatlere yandaşsın demektir…” başlıklı yazısında bu hainlikleri çok açık ve çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır. (https://www.hkp.org.tr/28-subata-karsiysan-otomatikman-alti-yasindaki-kiz-cocuklarina-tecavuz-ettirilen-ortacagin-din-derebeylikleri-olan-tarikat-ve-cemaatlere-yandassin-demektir/)
Sorosdaroğlu, TESEV raporunda ifade edilen ve Yeni CHP için kendisinden beklenen hedefe ulaşma yolunda başarıyla (!) ilerliyordu. Artık partinin içindeki ve dahi tabanındaki “direnç noktaları” kırılmıştı. İhanette daha ileri adımlar atılabilirdi. Ve atıldı da. Yasa diyordu ya Efendileri!
Ülkede mutfaklar yangın yeriyken, insanlarımız, çocuklarımız açlıkla boğuşurken, kadınlarımız Ortaçağcı gericiliğin kıskacında debelenip, sokaklarda birer ikişer katledilirken, tüm eğitim kurumlarımız Peşaver Medreselerine çevrilmişken Sorosdaroğlu’nun, 3 Ekim 2022 tarihinde sosyal medya üzerinden duyurduğu Türban kanun teklifini Yeni CHP, 4 Ekim 2022 tarihinde TBMM’ye sundu. “Kadının kıyafet seçme özgürlüğü” kisvesi altında, kadını bedenen ve ruhen köleleştirmek demek olan Türbanı ve tabii aslında kara çarşafı da peçeyi de cilbabı da yasallaştırma hainliğini yaptı.
Sol Tabelalı Şark Ekspresinin Meclisteki temsilcisi HDP, hemen alkışladı!
HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, biz zaten evvel ezel “Başörtüsü de kesinlikle yasak kapsamından çıkarılmalıdır; bugüne kadar bu konunun tartışılıyor olması da vahamet tablosunu ortaya koyuyor. Biz HDP olarak kadın giyiminin, kadın bedeni üzerinde sebep olduğu egemenlik biçimlerinin tamamına karşıyız. Ve toplumun bir kısmını oluşturan başörtülü kadınlar özgür değilse, diğer kadınların da özgür olduğunu kimse iddia edemez. Bu, ancak her kademedeki kadınların özgürleşmesiyle gerçek anlamını bulabilir. Aksi halde kadın erkek eşitliğinden söz etmemiz mümkün değildir. (…) Kadınların bedeni, kıyafetleri üzerindeki toplumsal, siyasal baskının kalkmasını savunuyoruz. Bu nedenle CHP’nin yaklaşımını olumlu karşılıyoruz ” dedi.
Laikliğe sahip çıkma rolünü oynayan TİP’ bildiğimiz gibi bir önceki seçimde HDP kontenjanından meclise girmişti. Bu seçimde de bilumum Sevrci Soytarı Sahte Sol bileşenleriyle ile ittifak yapmıştır. Siz kim laikliği savunmak kim!
CHP’nin 3 Aralık 2022 tarihinde gerçekleştirdiği “İkinci Yüzyıla Çağrı” toplantısında, Emperyalist Efendilere çakılan topuk selamlarının içinde Türban konusu da tabii ki atlanamazdı. Başkanlık Kurulu Üyemiz Gürdal Çıngı’nın Kurtuluş Yolu Gazetesinde yayımlanan makalesinde (https://kurtulusyolu.org/kilicdaroglu-abdye-niye-gitti-niye-hepsi-abdye-gider/) kimliğini sergilediği Yeni CHP’nin yeni yıldızı (!) Açık Alan Derneği ve Derin Yoksulluk Ağı Kurucusu, CHP Yoksulluk Dayanışma Ofisi ve CHP Genel Başkan Başdanışmanı .Hacer Foggo’nun toplantıda yaptığı sunumunda, türbanlı kadınların ve sakallı erkeklerin yer aldığı İslamcı aile görüntüleri de sahnedeki dev ekranda konuşmasına eşlik etti. (https://www.youtube.com/watch?v=-TGzOOeL570)
Açık Alan Derneği ve Derin Yoksulluk Ağı’nın bağlantılarına baktığımızda, ABD’nin bir “Sivil Örümcek” kurumuyla karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Bu “Sivil Toplum Örgütü”, sayfasında açıkça destekçilerini yazıyor. Destekçilerine de baktığımızda, ABD’nin ve Almanya’nın en etkili “Sivil Örümcek”lerini görüyoruz. Hatta Japonya’nın… Tabiî Türkiye’den de benzer destekçileri var.
Bu karanlık gidişatta, Partilerin yanı sıra, tabii Sol Tabelalı başka Şark Ekspresleri, laikliği savunuyormuş, solcuymuş gibi görünen ama aslında bu karanlık gidişatın taşlarını döşeyen, ağlarını ören sivil örümcekler var.
Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği (KA.DER) de TESEV raporunda önemli bir yer tutan sivil örümceklerden.
KA.DER’in İlkeleri
- Ayrımcılığın her türüne karşı olmak,
- Tüm yasal partilere eşit mesafede durmak,
- Tüm partilerin kadın kolları ve kadın milletvekilleriyle amacı doğrultusunda ve eşit mesafede birlikte çalışmak,
- Kadın bakış açısını tüm çalışmalarına yansıtmak ve yaygınlaştırmak,
- Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin tüm politika ve programlara yerleştirilmesi için çalışmak”
KA.DER ne yaparmış? Kadınlarımıza nasıl bakarmış? Tabiri caizse “Kadın olsun da çamurdan olsun” dermiş! Kadın sorunun sınıfsal bir sorun olduğunu görmez; kuzuyu, onu yutmak isteyen kurda teslim etmekte bir sakınca görmezmiş!
Hal böyle olunca şöyle çalışmalar düzenlermiş:
“Tüm karar alma mekanizmalarında eşit temsili ve kadın bakış açısıyla kadın haklarını destekleyici politikalar geliştirilmesini savunan KA.DER olarak, 14 Nisan 2022 günü Ankara’da kadın milletvekilleri, siyasi partilerden kadın temsilciler, akademisyen ve hukukçularla bir araya geldik.
“Boşanma, kadın ve çocukların nafakaları, 6284 sayılı Yasa ve çocuk istismarı gibi kadın haklarını geriye götürebilecek güncel ana başlıklar ekseninde, cinsiyet ayrımcılığı nedeniyle kadınların yaşadığı sorunların ve geliştirilebilecek çözüm önerilerinin tartışıldığı toplantıda; AKP’giller’inden Y-CHP’sine,HDP’sinden,DEVA’sına, İYİP’inden Gelecek’ine önceki dönem KA.DER Genel Başkanı ve EŞİK Platformu’ndan Av. Hülya Gülbahar ‘ına bir araya gelirler.
“EŞİK Platformu’ndan Av. Hülya Gülbahar boşanma ve nafaka ile ilgili davalarda kadın ve çocukların uygulamada yaşadığı mağduriyetleri anlattı. Gündemdeki TCK değişikliklerine de değinen Gülbahar, var olan yasaların genel olarak olumlu olduğuna, sorunların uygulamadan kaynaklandığına vurgu yaparak EŞİK’in “Yasalara Dokunma Uygula” kampanyasının önemine dikkat çekti.
(…)
“Kadın haklarıyla ilgili kanun ve kamu politikaları oluşturulurken partiler üstü, kadın odaklı ve kadınların çözüm önerilerinin yansıtılacağı şekilde çalışmalar yapılmasına ihtiyaç bulunduğu, bu tip çalışmalar için yöntem geliştirilmesi gerektiği ve çalışmanın devam etmesi yönünde önerilerle toplantı sona erdi.” (https://ka-der.org.tr/ka-der-kadin-milletvekilleri-ve-siyasi-partiler-toplantisi-basin-bulteni/).
Uzun lafın kısası, yaptıkları çalışmalarla, kadın-erkek eşitliğini siyasette temsiliyetini sağlamak amacıyla cansiperane verdikleri mücadelelerle (!) meclise gönderilen Ortaçağcı-gerici hemcinsleri de kadınlarımızın-çocuklarımızın haklarını cansiperane savunurlar, onları korur kollarlarmış (!)
Onlar yalnızca ait oldukları sınıfın çıkarlarını korur ve savunurlar. Nasıl mı? Haydi anımsayalım:
AKP’giller’in eski bakanı Sema Ramazanoğlu, Karaman’da, ENSAR Vakfında tam 45 çocuğumuza tecavüz edilmesi korkunç olayıyla ilgili olarak “Bir kere rastlanmış olması kurumu karalamaya gerekçe olamaz. Biz Ensar Vakfı’nı da tanıyoruz, hizmetlerini de takdir ediyoruz” dedi.
Bir önceki Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık, TBMM Kadına Yönelik Şiddetin Sebeplerinin Belirlenmesi Araştırma Komisyonu’ndaki konuşmasında “pandemi döneminde kadına şiddet olaylarındaki artışın “tolere edilebilir (hoşgörülebilir, tahammül edilebilir)” düzeyde olduğunu söyledi.
Bu Ortaçağcı-gerici, yüreğinde ufacık bir merhamet, insan sevgisi taşımayan ama bakan olmuş kadın, yine Hiranur Vakfı’nda “Ömrü Talan Edilen” kızımız için “Çocuk istismarı, çocuğa yönelik istismar vakaları siyasetin konusu değildir. Bunlar son derece insani ve her zeminde, her toplumda karşılaşılabilecek meseleler.” diyerek tarihin en asalak en gerici, en vurguncu sermaye sınıfının iktidardaki siyasi temsilcisi AKP’giller’in acımasız bir kadın üyesi olduğunu tüm somutluğuyla ortaya koydu.
AKP Kayseri Milletvekili Hülya Nergis Atçı aynı olaya yönelik olarak:
“Bence hiçbir anne-baba 6 yaşındaki çocuğunu evlendirmez. Böyle bir… Hayır 6 yaşındaki çocuğu da kimse başına bela almaz yani. Eğer bozuk bir fıtrat yoksa burada bir hastalık yoksa, normal koşullarda bir anne-baba evlendirmeyi geç, çocuğunu hiç kimseye emanet etmez. Başka bir ailede 6 yaşında, 5 yaşında, 10 yaşındaki bir çocuğu başına bela çünkü.” dedi.
İşte KA.DER, işçi-emekçi kadınlarımızın, çocuklarımızın, kız çocuklarımızın felaketini hazırlayan bu kadınları Meclise sokmaya çabalayıp duruyor. Hadi diyelim ki halkımızın deyimiyle “Kadının fendi erkeği yendi” olsun ve Meclisin tamamı Sema Ramazanoğullarıyla, Özlem Zenginlerle, Derya Yanıklarla dolsun. Çözülmüş mü olur sorun?
KA-DER’in üye olduğu çeşitli platformlar var. Bu platformlar WEB sayfasında görülmekte.Bunlardan birkaçını dile getirelim: TÜSEV, Sivil Düşün, Avrupa Kadın Lobisi Türkiye. Bu üye olunan platformların tamamı da aslında ABD-AB bağlantılı sivil örümcekler. KA.DER’in üye olduğu bir diğer platform da yukarıdaki aktarımlarda yer alan ve bugünlerde adını sıkça duyduğumuz EŞİK! Yani KA.DER ve EŞİK (Eşitlik İçin Kadın Platformu) oldukça sıkı fıkılar, al gülüm ver gülüm yapmaktalar. Son günlerde, EŞİK sözcülerinden Av. Hülya Gülbahar sık sık basında, sosyal medyada görüyoruz. Hülya Gülbahar, 27.05.2007 – 28.01.2010 tarihleri arasında KA-DER başkanlığını yürütmüş. KA.DER ağlarını nasıl örmüş ve örmeye de devam ediyor, anlaşılır olsa gerek.
Ve bildiğimiz gibi her boydan her soydan feminist hareketin yer aldığı bu Platform, son günlerde, Türbanın yasallaştırılması süreci ile oldukça sık sosyal medyada, burjuva basınında, canhıraş laiklik savunucusu olarak parlatıldıkça parlatılıyor. “Laik Cumhuriyetin savunucusu, kadın ve çocuklara yönelik şiddet, taciz ve tecavüzü önleme mücadelesi veren Platform” sıfatıyla gündem oluyor, gündemde tutuluyor. Bildiriler yayınlıyorlar, çağrılar yapıyorlar. Örneğin, sitelerinde de yer alan 21 Aralık 2022 tarihli bildirileri bizim Meclisteki muhalefet rolü verilmiş Amerikancı kuklalar olarak nitelediğimiz partilere. Başlığı: “Muhalefet partilerine ve tüm milletvekillerine çağrı: Anayasa Değişiklik Teklifine HAYIR DEYİN!” 2 Şubat 2022 tarihli bildirileri ise TESEV’ci Sorosçu Kılıçdaroğlu’nun etrafına topladıklarıyla oluşan “Millet İttifakı”nın yayınladığı “Altılı Masa’nın Mutabakat Metni” ne yönelik.
AKP’giller’in ülkemizi son sürat Ortaçağcı Faşist Din Devleti’ne sürüklediği şu süreçte “Mutabakat Metni”ninde hiç yer verilmemiş olan Laiklik, EŞİK’in Mutabakat Metni’ni değerlendiren bildirisinde, “metne yansımayan çok temel bazı eksikliklerin düzeltilmesi için özel bir çaba gerektiği anlaşılmaktadır” kapsamı içinde yer almaktadır. Bizim “Laiklik Yoksa, Bilim de Özgürlük de Demokrasi de Yoktur” şiarımız ile yaşamsal önemini vurguladığımız Laiklik, bakın şu işe ki Amerikancılık ortak paydasında buluşan muhalefetin yayımladığı metinde, “düzeltilmesi gereken bir eksiklik”miş! Yahu siz kimi kandırıyorsunuz? Genel Başkanımız Sayın Nurullah Efe Ankut, Sorosdaroğlu’nun altına imza koyduğu metnin “Tayyip’siz AKP” program ve uygulamalarından ibaret” bir ihanet metni olduğu gerçekliğini apaçık gözler önüne sermektedir. ().
Kadın sorununun çözümünde de farklı olan yalnız biziz!
Emperyalizm halkımızın, kadınlarımızın gözlerine, biraz önce değindiğimiz gibi böylesi küller serperek, ortalığı toz dumana çevirerek, kendi dümen suyunda “sol, sosyalist, feminist, laik” tabelalı örgütler yaratarak kafaları bu örgütlerin demagojileriyle bulandırarak, asıl hedefi şaşırtmak için, sınıf mücadelesinin önünü kesmek için elinden geleni ardına koymuyor. Laik Cumhuriyet’e ve onun kazanımlarına içtenlikle sahip çıkan, Ortaçağcı gericiliğin karanlık dünyasına hapsolmak istemeyen kadınlarımız, böylesi hareketleri kurtarıcı gibi görüyorlar ne yazık ki! Onların söylemleri göz boyuyor, rağbet görüyor.
Emperyalizm ve onların yerli işbirlikçileri, İşçi-emekçi kadınlarımızın, halkımızın, Kadının gerçek kurtuluşunun ancak ve ancak insanın insanı sömürmesine dayanan düzenin son bulmasıyla mümkün olabileceğini savunan biz Gerçek Devrimcilerle buluşmasının önünü kesmek için bu sivil örümcekleri yaratıyor ve kullanıyorlar. Ezilen, sömürülen kadınlarımız, dost kim, düşman kim, ayırt edemesin istiyorlar.
Biz Kurtuluş Partili Kadınlar, AKP’giller’in toplumu Ortaçağ’ın ümmetçi konağına götürüp o karanlıklara mahkûm etme amacını, Partimizin teorik ve pratik önderliği, gücü ile önceden gördük, hiç ikircime düşmeden, duruca gördük ve mücadelesini verdik, vermeye devam ediyoruz.
AKP’giller’in AB-D Emperyalistleri tarafından iktidara taşındığı ilk günden bugüne, devrimci çizgiden milim sapmadan “Şeriat Ortaçağdır”, “Türban Kadının Özgürlüğü Değil Esaretidir”, “Kadının Kurtuluşu İşçi Sınıfının Kurtuluşundan Bağımsız Değildir şiarını hep haykıran bizler, Kurtuluş Partililer olduk.
Partimizin ilk genel Başkanı, Ustamız Hikmet Kıvılcımlı’nın dediği gibi:
“Kadın madem sosyal çelişkinin Hiç’e indirdiği gerçekliktir, bu “Hiç”liğin diyalektik tepkisi önüne geçilmez bir güç olmaktan geri kalamaz.(…) O tepki bütün yasak edilmiş güçler gibi, yeraltında, gizli, sağır, derinden işleyen bir güçtür.”
O derinden işleyen güç, emekçi kadınlarımızın gücü, Antiemperyalist Birinci Kurtuluş Savaşı’mızda Şerife Bacılarda, Nezahat Onbaşılarda, adsız nice yiğit kuvvacı kadınlarımızda, Şanlı gezi direnişimizde yine en ön saflarda başkaldıran kadınlarımızda simgeleşmiştir!
Kurtuluş Partili Kadınlar olarak, bu ülkenin Gerçek Devrimci Kadınları olarak; Antiemperyalist Kurtuluş Savaşımızın zaferiyle kurulan Laik Cumhuriyet’e ve kazanımlarına sahip çıkmak için yılmadan, bıkmadan usanmadan mücadelemizi sürdüreceğiz.
Bu ülkenin İkinci Kurtuluş Savaşçısı Kurtuluş Partili Kadınlar olarak kadınlarımızı bundan 1400 yıl geriye, Ortaçağ’ın kör karanlıklarına götürüp hapsetmelerine izin vermeyeceğiz! O derinden işleyen gücü HKP saflarında ordulaştıracağız!
ABD-AB Emperyalizmine, satılmış Yerli Parababalarına, Ortaçağcı gericiliğe, Mecliste çevrimiçi oyun oynayan Amerikancı iktidara ve Amerikancı muhalefete karşı kararlı mücadelemizi erkek yoldaşlarımızla el ele, omuz omuza birlikte sürdürecek, gerçek Laikliğin hayatın her alanında egemen olacağı, Demokratik Halk İktidarını mutlaka zafere ulaştıracağız! Kadınlarımızın sözde değil, gerçek eşitliğine ve özgürlüğüne giden yolu açacak olan İkinci Kurtuluş Savaşı’mızı zaferle taçlandıracak, sömürüsüz bir düzeni mutlaka kuracağız!
Merkezi Kadın Çocuk Komitesi Üyesi Sema Kopal Yoldaş’ın yönlendirici olarak yaptığı kapanış konuşması:
Değerli arkadaşlar, sevgili konuklar konuşmacılarımızın hepsi konuşmalarını tamamlamış oldular. Programımız burada sona erdi. Merkezi Kadın Çocuk Komitesi olarak, etkinliklerimize önümüzdeki süreçte de devam edeceğiz.
Programı kapatırken Halkın Kurtuluş Partisi’nin prensiplerini tekrarlamak isterim:
Bizler, Yurtseveriz, ABD-AB Emperyalistlerine karşıyız. Onların bizi yönetmesine ve hayasızca sömürmesine izin vermeyeceğiz.
Devletçiyiz, pahalı devletin yerine ucuz devleti geçireceğiz. özelleştirmelere son vereceğiz, kamulaştırmayı, kamu kurumlarını getireceğiz.
Devrimciyiz, her türlü maddi sömürüyü kaldıracağız.
Laikiz, her türlü manevi sömürüyü kaldıracağız.
Halkçıyız, ruhunu Batılı Parababalarına satmış bir avuç yerli Parababasının ve onların müttefiki Tefeci-Bezirganlığın iktidarı yerine Halkın Demokratik İktidarını kuracağız.
Cumhuriyetçiyiz, halk için yönetim, halk tarafından yönetim, adalet, eğitim, kültür ve sağlık sistemleri kuracağız.
Parolamız Hür, Güçlü, Mutlu Türkiye’dir.
Artık sonbaharını yaşayan AKP’giller İktidarından bir an önce kurtulmak, halkımızın gözüne perde çeken Üretilmiş Sahte Muhalefete de artık yeter, demek için, Halkımızı Partimiz saflarında örgütlenmeye, mücadele etmeye davet ediyoruz.
Çünkü, Örgütsüz Halk Köle Halktır! Örgütlü Halk Yenilmez!
Programımızı burada kapatıyoruz. Katılımlarınız için teşekkür ediyoruz.
Merkezi Kadın Çocuk Komitesi
10 Haziran 2023