100. Yılında Kadınların Objektifinden ve Kaleminden Laik Cumhuriyet
“100. Yılında Kadınların Objektifinden ve Kaleminden Laik Cumhuriyet” ve “100. Yılında Çocukların Gözünden Laik Cumhuriyet” konulu çağrımıza gönderilen değerli çalışmaları, gönderildiği halleriyle aynen paylaşıyoruz. Katılımcılara teşekkür ederiz.
Bir Kuvayi Milliye Kahramanı Teğmen Kara Fatma
Kadın kahramanlarımız pek çoktur. Kadının Kurtuluş Mücadelesinin büyümesiyle, unutulan ya da önemsizleştirilen kadın kahramanlarımız, onların mücadelesini devam ettiren devrimci kadınlar tarafından Tarihin tozlu sayfalarından gün yüzüne çıkarılıyor.
Kuvayi Milliye’nin yiğit kahramanları, Türkiye Komünist Partisi (1920’de kurulan ilk TKP’dir) saflarında daha 1920’lerde devrimci kavgaya boylu boyunca atılan devrimci kadın kahramanlar, ülkemizde sosyalist mücadelenin ve İşçi Sınıfı mücadelesinin en önünde savaşan devrimci kadınlar, Partimiz saflarında gözünü budaktan sakınmayan kadın yoldaşlarımız… Hepsi İnsanlık Tarihinin onurlu ve hep hatırlanacak olan sayfalarında canlarını hiçe sayarak, en değerli varlıkları olan çocuklarını arkada bırakarak, ömürlerini İnsanlığın Kurtuluş Davası’na adadılar. Bugün onları anmak en onurlu, en haklı ve en minnettarlık dolu görevimizdir.
Kuvayi Milliye’nin kadın kahramanı Fatma Seher Hanım, hepimizin bildiği adıyla Kara Fatma, vatanı Emperyalistlere terk etmemek için, Batılı Emperyalistlerin boyunduruğu altında bir yaşamı kabul etmediği için Kurtuluş Savaşı’nda elde silah savaştı.
Fatma Seher Hanım’ın asker olan eşi Sarıkamış’ta şehit olmuştu.
Kurtuluş Savaşı başlayınca Fatma Seher Hanım da savaşa katılmak üzere Mustafa Kemal’le görüşmek ister. Bunun için önce vapurla Samsun’a, oradan da Sivas’a geçer. Sivas’ta nihayet Mustafa Kemal’le görüşür. Mustafa Kemal kendisine, ata binebilir misin, silah kullanabilir misin, savaştan korkar mısın, diye sorar. Bunun üzerine Fatma Seher Hanım, ata binip silah kullanabildiğini, söyler ve ‘muharebe bana düğündür Paşam’ diyerek savaştan korkmadığını ifade eder.
İşte bu sözler üzerine Mustafa Kemal cesareti ve gözü karalığından ötürü Fatma Seher Hanım’ı Kara Fatma diye çağırır. Bundan sonra da adı Kara Fatma olarak kalır. Yani Gözü Kara, Cesaretli, Yiğit Fatma…
Kara Fatma bu görüşmeden sonra hemen İstanbul’a geçer ve çevresinde en güvendiği gençleri toplayarak 15 kişilik bir Kuvayi Milliye Çetesi kurar.
Kurtuluş Savaşımıza en büyük maddi ve manevi desteği veren, Devrimler Kartalı Lenin Usta’nın önderliğindeki Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin Genç Türkiye Cumhuriyeti’ne gönderdiği Ankara Büyükelçisi Semyon İvanoviç Aralov, “Bir Sovyet Diplomatının Türkiye Anıları, 1922-1923” adlı kitabında Kara Fatma’dan bahseder:
“Birkaç sefer elçiliğimize savaşçı kadınlardan çeteci Fatma Çavuş da gelmişti. Fatma Çavuş, bir çetenin başında bulunuyordu. Yunanlarla ve asilerle dövüşmüştü. Fatma Çavuş, kısa boylu, zayıf, enerjik yüzlü, kara gözlü, yaşlıca bir kadındı. Bir defasında yine bir çeteci olan ve annesiyle birlikte savaşlara katılan oğlu ile elçiliğe geldi. Fatma’nın sırtında siyah uzun bir ceket, ayağında çizgili bir eteklik vardı. Belindeki geniş kuşağında tüfek mermileri, kama, omzunda da kayış görünüyordu. Elçiliğimize uzun boylu, düzgün vücutlu bir çeteci de gelirdi. O sıralarda misafirimiz bulunan ünlü Rus resim sanatçısı Y. Y. Lansere’den bu çeteci ile Fatma Çavuş’un portrelerini yapmasını rica ettim. Resimlerinin yapılmalarına razı oldular.”
Sovyetler Birliği, Genç Türkiye Cumhuriyeti’ni ilk tanıyan devlettir. Lenin ve Sovyetler Birliği olmasaydı Kurtuluş Savaşımızın başarıya ulaşması olası değildi. Batılı Emperyalistlere karşı savaşmakta olan Türkiye Cumhuriyeti’ne Lenin tarafından atanan ilk büyükelçi Semyon İvanoviç Aralov, Ocak 1922 tarihinden itibaren Sovyet Birliği’nin Ankara Büyükelçiliği görevini yürütür. Sürmekte olan Kurtuluş Savaşı’mıza destek amacıyla yapılan Sovyet yardımlarının koordinasyonunu başarıyla sağlar. 17 Şubat 1923’te toplanan İzmir İktisat Kongresi açılışına Sovyetler Birliği’nin Türkiye’deki temsilcileri olarak İbrahim Abilov’la birlikte davet edilirler. Mustafa Kemal’in isteği üzerine, İzmir İktisat Kongresi’nin açılışında konuşma da yapmışlardır.
Lenin Aralov’u Türkiye’ye gitmeden önce ağırlamış ve “Mustafa Kemal Paşa, tabii ki sosyalist değildir, ama görülüyor ki, iyi bir örgütçü, yetenekli bir komutan, burjuva-ulusal devrimini yürütüyor, ilerici bir insan, akıllı bir devlet adamı. Bizim sosyalist devrimimizin önemini anlamış olup, Sovyet Rusya’ya karşı olumlu davranıyor, o, istilacılara karşı bir kurtuluş savaşı yapıyor. Emperyalistlerin gururunu kıracağına, padişahı da yardakçılarıyla birlikte silip süpüreceğine inanıyorum.” diyerek Türkiye’deki Kurtuluş Savaşı’nı en doğru şekilde tahlil etmiştir.
Yukarıda Aralov’un anlatımlarından da gördüğümüz gibi, o tarihte Çavuş unvanını almış olan Kara Fatma da Sovyetler Birliği’nin Kurtuluş Savaşımızın en büyük destekçisi olduğunun bilinciyle sık sık Elçiliğe gidiyor.
Kendi anlatımıyla 275 kişilik müfrezeyi yöneten Kara Fatma’nın Kuvayi Milliye Çetesi, Bolu, Kocaeli, Bursa bölgelerinde silahlı güçleriyle düşmana ağır kayıplar verdirmiş, İzmit’in kurtuluşuna önemli destek verdikten sonra, Sakarya ve Büyük Taarruz’a katılmıştır. Kurtuluş Savaşımıza önemli katkıları olmuştur.
Kara Fatma’nın kahramanlığı bununla da bitmez. Büyük Taarruz’un ilk günlerinde Yunan Ordusu’nun Başkomutanı General Trikupis’in birliğine esir düşmüş, pes etmeyerek kaçmış ve yeniden müfrezesinin başına geçmiştir. Daha sonraki yıllarda kendisiyle yapılan söyleşilerde tutsak edilişini şöyle anlatır:
“Altımdaki Ceylan ismindeki, güzel talim ettirilmiş çok akıllı bir hayvandı; âdeta bir piyade neferi gibi düşman mevziine sokulmakta fevkalâde mahirdi. Afyon civarındaki Sürmeli köyünde bulunan düşmana müfrezemle taarruz esnasında, hayvanımla düşmanın mevziine sokulmak icap etti. Bu esnada düşman tarafından bir kement atılarak yakalanmıştım ve hayvan da şahlanarak bizim tarafa firar etmeye muvaffak oldu; ben de bu suretle düşmana esir olmuştum.
“Beni yakaladıkları zaman gözlerim bağlanarak, kendi mevzilerinin iki saat gerisinde bir yere götürülmüştüm ve burada gözlerimdeki mendil çözüldü ve sürmeli köyünde kurmuş oldukları karargâhlarında yarım saat isticvap edildim; benden izahat almak için mütemadiyen sıkıştırıyorlardı; ben de verdiğim cevaplarda kaçamak cevaplar veriyordum. Bunlar arzu ettikleri maksadı temin edemediler. Bunun üzerine, Başkumandanları olan Tirikopis’in yanına götürdüler. Beni görünce son derece hayretle bana bakıyordu ve ‘Sen Kara Fatma!’ diye üç defa hayretle ismimi tekrarladı. Biraz sonra hayret ettiğinin sebebini son sualinden anladım. Meğer bunlar, Kara Fatma’yı devasa bir şey tahayyül ediyorlarmış ve ben de bunlara cevaben ‘Anadolu’daki Kara Fatmaların en kuvvetlisi benim’ demiştim.”
Böylesine vatan aşkıyla dolu, kararlı, vatanın kurtuluş davasına inançlı bir kadın savaşçıdır Kara Fatma.
Fatma Seher Hanım, daha sonra kendisine bağlanacak olan maaşını da Kızılay’a bağışlamıştır. Ancak ne yazık ki Kurtuluş Savaşımızın bu kadın kahramanı yaşamının son yıllarını yoksulluk içinde geçirmiş ve Darülaceze’de 2 Temmuz 1955’te hayata gözlerini yummuştur.
Birinci Antiemperyalist Kurtuluş Savaşımızın zaferiyle kurulan Türkiye Cumhuriyeti, yukarıda Lenin’in de dediği gibi Batılı Emperyalistleri yenilgiye uğratmış ancak yine Lenin’in dediği gibi Mustafa Kemal sosyalist olmadığı için, Sosyalist bir iktidar değil bir burjuva iktidarı kurulduğu için, Cumhuriyet kısa süre içerisinde ABD-AB Emperyalistlerinin yörüngesine girmiştir. Bu vatanın kurtuluşunu borçlu olduğumuz, el üstünde tutulması gereken Bir Kurtuluş Savaşı Kahramanının savaştan sonraki yıllarını yoksulluk içinde geçirmesi ve aynı yoksulluk içinde hayata gözlerini yumması da aslında burjuva iktidarının Kurtuluş Savaşı kahramanlarını unutturma, görmezden gelme, yok sayma çabasıdır, bizce.
Biz Kurtuluş Partililer İkinci Kurtuluş Savaşçılarıyız. İkinci bir Kurtuluş Savaşı veriyoruz. Bu savaşın birinciden farkı, ABD-AB Emperyalistlerinin, yerli-yabancı Finans-Kapitalistlerin, Ortaçağcı Tefeci-Bezirganlığın ülkemizdeki hakimiyetine son verecek olmamızdır. Bu savaşın zaferiyle Demokratik Halk İktidarını ve Sosyalizmi kuracak olmamızdır. Böylece Kurtuluş Savaşımızı sosyal kurtuluşla taçlandıracak olmamızdır.
O zaman Kara Fatmalar’ı, Tarihimizdeki Devrimci Kadın Kahramanları unutmak, vatanın kurtuluşu için yaşamını ortaya koyan bu kadın kahramanları yoksulluk içinde bir yaşama mahkûm etmek akıllardan dahi geçmeyecektir. Onlar, yaşadıkça başımızın tacı, yaşamlarını yitirdiklerinde anıları ve isimleri hep yaşayacak-yaşatılacak kahramanlarımız olarak kalacaklardır.
16.01.2024
Sema Olkun Kopal